Yazi etiketleri: tesettür

yabancı bir kadının gözüyle tesettür

California’da yetişmiş başarılı bir yazar olan ve Müslüman biriyle evli olmasına rağmen seküler bir hayat süren Krista Bremer’in, dokuz yaşındaki kızının dini tercihi üzerinden yaptığı değerlendirme yazısını Timeturk okurları için tercüme ettik:

Turgut Alp Boyraz/TİMETURK

Krista Bremer*

Dokuz yıl önce kızımı, Kuzey Caroline’da ki oturma odamda, 70’lerin klasik çocuk şarkısı olan ‘Free to Be…You And Me’ eşliğinde dans ettirdim. Her bir parçası tolerans ve cinsiyet eşitliği olan bu parçayı, California’da yetişen bir kız olarak ezberlemiştim. Libya doğumlu olan kocam İsmail, kızımla, camla kaplı sundurmamızda saatlerce oturur, gürültülü metal beşiği ileri ve geri sallayarak eski Arap halk türküleri söylerdi. Onu Müslüman bir şeyhe götürdü ve oda kızımın küçük, yumuşacık kulağına, uzun bir hayat sürmesi için dua okudu. Kızımız kahverengi gözlere, tıpkı babasınınki gibi ıslak ve siyah kirpiklere sahipti. Sütümsü bronz teni yaz güneşinde çabucak kararırdı. İsmini Arapça’da ‘ulu-yüce’ anlamına gelen Aliya koyduk. Onu yetiştirip, ikimizin dramatik bir şekilde farklı olan dünya görüşlerimizden istediğini seçme noktasında özgür bırakmakta karar kıldık.

Ben bu anlaşmayı yaptığım için gizliden kendimle gurur duydum. Onun bu mütevazi Müslüman terbiyesindense, konforlu Amerikan hayat tarzını seçeceğine güvenim tamdı. İsmail’in ailesi Tripoli’nin dışında, dolambaçlı ve kirli bir yol kenarındaki tapusuz bir taş evde yaşıyor. Duvarlarının üzeri, Kuran’dan pasajlar nakş edilmiş tahtaların dışında bomboş ve zemin gece yatmak için getirilen minderlerin dışında çıplak. Benim ailemse Santa Fe’de, üç araba garajı, yüzlerce kanallı plazma TV’si, dolapta organik yiyecekler ve torunların oyuncakları için bir odası olan çok geniş bir evde yaşıyor. Aliya’nın, Arap müziğinin melodisiyle mest olurken, Taze Gıdalar marketine alışveriş için mutluca gittiğini ve Noğel ağacının altını oyuncaklarla doldurduğunu hayal ettim. Libya’yı ziyaret ettiğimizde İsmail alelacele balla ıslanmış baklava yaparken Aliya’nın halası da onun ayaklarına karışık kınalar yakıyordu. Hiçbir zaman onu tevazu ifadesi olarak Müslüman başörtüsü takan bir kız şeklinde hayal etmemiştim.

Geçen yaz, bizim yerel camimizin arkasındaki park hissemizdeki festivalde, bizim Müslüman toplumumuzla Ramazanın bitimini kutluyorduk. Biz anne babalar yakındaki bir tentenin altında oturup, pişmiş tavuk tabaklarından, baklavadan ve pilavın üzerinden sinekleri kovarken, çocuklar şişirilebilir eğlence evlerinde hoplayıp zıplıyordu.

Aliya ve ben, seccade, kına ve müslüman kıyafetleri satıcılarının hizalı olduğu bir sokaktan geçtik. Başörtüsü sergileyen bir masaya vardığımız zaman, Aliya bana döndü ve yalvardı, “Lütfen anneciğim, bir tane alabilir miyim?”

Siyahlar içinde sarılı bir Afrikan-Amerikan olan satıcı kadın ona ışılayarak baktığında, Aliya tertemiz katlanmış başörtüsü stoğunu hızlı hızlı çeviriyordu. Son zamanlarda onun kendi yaşındaki Müslüman kızlara imrenerek baktığını görmüştüm. Ben onlara sessizce acırdım. En sıcak yaz günlerinde bile yere kadar uzanan etek ve uzun kollu giysiler giyiniyorlardı. Benim en iyi çocukluk hatıralarım ise tenimin güneşin altında çırılçıplak yatması, sulama sisteminin içinde patika yolda koşarken tırnaklarımın arasında çimenleri hissetmem, Idaho’da buzlu bir nehrin içine doğru saldırmam, şortumun kalçalarıma yukarı sıyrılması, ilk alabalığımı yakalamak için Hawaii sahillerinde, zümrüt yeşili dalgalarda sörf yapmak idi. Ama şimdi Aliya bu kızlara gıpta ediyordu ve benden onlarınki gibi kıyafetler almamı istiyordu. Ve şimdide bir başörtüsü.

Geçmişte benim bahanem, bu kıyafetleri bizim alışveriş yaptığımız yerde bulmanın zor olmasıydı. Ama işte şimdi o kendi harçlığından on dolar harcayarak, elinde tuttuğu o orman yeşili ipeği satın almak istiyordu. Başımı kesin bir şekilde sallayarak “hayır” demeye başladım, ama kendimi İsmal’e verdiğim sözü hatırlarken buldum. Bunun yakında unutulacağını farzederek, dişimi sıkıp onu satın aldım.

Öğleden sonra bakkal dükkanına gitmek için çıkarken Aliya onunda gelmek istediğini söyledi.

Bir dakika sonra basamakların başında göründü-ya da tam olarak söylemek gerekirse onun yarısı göründü. Belinden aşağısı benim kızımdı: spor ayakkabısı, parlak çorapları, dizlerinin üzerinde biraz eskimiş bir kot pantolonu. Ama belden yukarısı, bu kız bir yabancıydı. Onun parlak ve yuvarlak yüzü karanlık bir kıyafetle kapanmıştı, tıpkı yıldızsız bir becedeki ay gibi.

“Bunu mu giyineceksin?” diye sordum.

“Hıhı” dedi yavaşça. Bu tonu son zamanlarda ben bir şeyi açıkça ifade ettiğimde kullanmaya başlamıştı.

Mağazaya giderken yolda, dikiz aynasından gizlice ona göz gezdirdim. Sessizce pencereden dışarıya bakıyor, bizim bu Güney kasabamızı ziyaret eden, ayrı ve igisiz bir Müslüman lider gibi- bense sadece onun şoförü. Dudaklarımı ısırdım. Ondan, arabadan dışarı çıkmadan önce başörtüsünü çıkarmasını istemek istedim ama bunun için mantıklı bir gerekçe bulamadım, bu görüntünün benim tansiyonumu yükseltmesinden başka. Ben her zaman onu kendi kişiselliğini ifade edebilmesi ve toplumsal baskıya karşı koyabilmesi için cesaretlendirecektim. Ama şimdi, sanki o baş örtüsünü kendim giyiniyormuşum gibi sıkılgan ve katastrofobik hissettim.

Food Lion’un oto parkında, ağır yaz havası tenimi boğdu. Nemli saçlarımı boğazımda at kuyruğu şeklinde topladım ama Aliya sıcaktan etkilenmemiş gözüküyordu. Biz tuhaf iki çift gibi gözüküyor olmalıydık: kolsuz bir bluz ve kot pantolon giyinen sarışın bir kadın, dört ayak uzunluğundaki bir Müslümanın elini kavramış. Kızımı daha yakına çektim ve benim çıplak tenim karıncalandı-mağazaya girdiğimde çarpan buzdolabi rüzgarından korumak iç güdüsüyle.

Alişveriş arabamızı koridordan döndürür döndürmez, alışverişçiler bize, çözemedikleri bir muamma imasıyla bakmaya başladılar. Onlarla göz göze geldiğimde bakmayı hemen bıraktılar. Ürün koridorunda bir kadın bir elmaya uzanırken bana aşırı derecede neşeli, istekli bir gülümseme yönelterek, “ben farklılıkları severek kabul ederim ve senin kızınıda gayet hoş karşılıyorum” dedi. Beni rahatlatmak için çok içten, acı verecek bir şekilde istekli görünüyürdu. Ve ben birden, açık bir yetersizliği olan bir çocuğa sahip olmanın ve yabancılardan gelen meraklı ve istenmeyen sempatilerin ne demek olduğunu anladım. Kasa kuyruğunda, yaşlı bir Güney kadını onun kemikli ellerini kavradı ve ona doğru eğilerek, “benim, benim,” sayıkladı, başını kuşkuyla salladı. “ Yapmacık görünmüyor musun canım!”

Kızım kibarca gülümsedi, ve sonra bana dönerek bir paket sakız istedi.

Takip eden günlerde, Aliya başörtüsünü sabah kahvaltı masasında pijamalarının üzerinde, iltifatlara boğulduğu Müslüman toplantısında ve parkta, benim bundan bahsetmekten titizlikle kaçınarak diğer annelerle sohbet ettiğim yerde giyindi.

Daha sonra o hafta, bizim lokal havuzumuzda, Aliya’dan birkaç yaş büyük olan bir kızın kendi yaşındaki bir erkek çocuğuyla Pin-Pon oynamasını izledim. Çocuklukla gençlik arasında, dar kalçalar, zayıf bacaklar, belli belirsiz bir şekilde yeni kabarmaya başlayan göğüslerle, çok küçük bir bikini giyinerek, ters bir vaziyette yakalanmıştı. Onun rakibi büyük beden bir tişört ve dizlerinin altına dökülen, torba gibi bir şort giyiniyordu. Ve topu kıza doğru attığında, kızcağız hamle yaparken, bir eliylede kaygan taytının açılmasını önlemek için onu yerinde tutmaya çalışıyordu. Ona kalçasının etrafına dolaması için bir havlu teklif ettim. Bu sayede kendisini çekişmeye verebilecek ve mükemmel vuruşlar yapabilmenin keyfine varacaktı. Neden bu oyunda kaybettiğini görmek çok kolaydı: neredeyse çıplak olan vücudu onun oyuna odaklanmasını önlüyordu. Ve onun üzgün ifadesinde ben, ilk defa bikini giyindiğimde hissettiğim benzer bir utanç ve heyecanı tanıdım.

14 yaşında koridorda, trafikteki bir sincap gibi fırlayarak gittim: duvarları kucaklayarak, nehrin ortasında yön değiştirerek, örtünmek için çıkıverdiğim. Ondan sonra, kış tatilinde, Los Angeles’a teyzem Marry’i ziyarete gittim. Marry deniz kızları kolleksiyonu yapıyor, kendinin uzun saçlı, bir kızıldereli ruhani lideri gibi, siyah beyaz bir fotoğrafını saklıyordu. Alış veriş yaptığı, sağlıklı yiyecekler dükkanı, silhat esansı ve fıstık ezmesi kokuyordu. Beni Venive Kumsalına götürdü ve ben orada bir sokak satıcısından ucuz bir bikini satın aldım.

İnanilmayacak kadar parlak bir öğleden sonra vaadiyle, kulaklarının arkasında tutuşturulmuş tütsüler olan hippiler gibi, parlayan ve gururlu, yağ sürünmüş bir badici gibi çimenlerin üzerinde, bilinçsiz ve rahat bir şekilde yatan biri olabileceğimi düşündüm. Kumsal tarafında bir banyoda, dayanıklı bir beton zeminde, yeni iki parçalık kıyafetimi giyindim.

Tüylerimin ürpermesi, beyaz ve tombul karnımın üzerine doğru yayıldı ve kalçalarımdaki yumuşak beyaz tüyler sonuna kadar dikeldi-kabuğunu soyan bir deniz kaplumbağası gibi müstehcen ve savunmasız hissettim. Ve banyodan ayrıldığımda, erkeklerin bakışı ben yürüyüp geçerken bile beni iğneliyor gözüktü.

Bu acayip utanma duygusuna rağmen, onların sırıtan yüzleri bana konsantire olmuştu; kendi gizemime ait bazı ip uçlarını yakaladığımı düşündüm. Bu adamlar bende ne görmüştü-bizim aramızda dalgalanan bu acayip güç neydi, bu mevcut durumu çok hızlı değiştiriyor, bir an kendimi güçlü hissetmemi ve hemen ardından konuşamayacak derecede savunmasız durumda kalmamı sağlıyordu?

Aliya’yı, birkaç yıl içerisinde, çok küçük bir bikininin içinde hayal ettim. Daha sonra onu Müslüman kıyafetleri içinde örtülü hayal ettim. Hangisinin imajının daha huzur bozucu olduğunu söylemek zordu. Sonra Sufi bir Müslüman olan bir arkadaşın söylediği bir şeyleri düşündüm: bu Sufiler bizim özümüzün, vücudumuzun üzerinde bir merkezden yayıldığına inanıyorlar-biz bir çeşit enerjik ikinci tene sahibiz, ve bu çok hassas ve karşılaştığımız herkese karşı geçirgen. Müslüman erkek ve kadınların, mütevazi kıyafetler giyerek, kendileri ile dünya arasındaki bu yüklü bölgeyi koruduklarını söylemişti.

70’lerde Güney California’da yetişen birisi olarak öğrenmiştimki, kadın için özgürlüğün anlamı, diğer şeylerle birlikte, azıcık kıyafet giyinmek, ve bu kadın herşey olabilir-ve hala bir bikini içerisinde güzel görünebilirdi. Kendi fiziksel özgürlüğümü keşfetmem, kendi kendimi keşvetmemin önemli bir yöntemi idi ama bu teşhir, bir bedel ile birlikte gelmişti.

Venice Plajındaki o günden beri, fırtınalı dalgaların cazibesinde yüzmeyi-arzulanmayı istemeyi, diğerlerinin hoş karşılanmayan asılmalarına karşı koymayı, benim kendi gizemli arzularımı araştırmayı öğrenmek için yıllar harcadım. Aynadaki yansımamı incelemek için sayısız saatler harcadım-onu takdir ederek, ondan nefret ederek, başkalarının onun hakkında ne düşündüğünü merak ederek-ve bazan da bana öyle göründü ki; eğer ben aynı insafsız ve dikkatli incelemeyi başka bir hususa yöneltseydim, açık görüşlü olabilir, bir roman yazabilir ya da en azından organik bir sebze bahçesini nasıl yetiştireceğimi bilebilirdim.

Yakınlardaki bir Cumartesi sabahı, büyük bir mağazada, kalabalık bir giyinme odasında, ince topuklu kolej kızlarının yanında modacıların kot pantolonlarını denedim. Gereksiz yere bebek arabalarına telaşlanan genç anneler ve orta yaşlı, parlak dudaklı ve çatık kaşlı anneler. Birer birer giyinme odalarına dolduk, daha sonra etrafı saran aynalardaki sıramızı almak için dizildik, kalçalarımızı hazır duruma getirip karınlarımızı içe çektik ve boynumuzu, kıçımıza dikkatle bakmak için turna gibi uzattık.

Sıra bana geldiğinde kalbimin, bacaklarımın kot pantolonun içinde sıkıştığı gibi sıkıştığını hissettim. Yüzüm florasan ışıklarının altında gergin göründü ve birden, yıllardır terettütsüz bir şekilde kendi kendini geliştirme havucunun peşinde koşup, arkamda ağır bir özeleştiri arabası taşıdığım için bitkin hissettim.

Hayatının bu aşamasında Aliya, çevresindeki dünya tarafından büyülenmişti-aynada gördüğü karşısında değil. Geçen yaz, Blue Ridge Parkway’ın kenarında durup, uzaktaki dağların mavi-siyah çizgisine dikkatlice baktı, uçları, pamuksu bulutlar tarafından sarılmış ve nefesi tutulmuştu. “Bu, şimdiye kadar gördüğüm en güzel şey” diye fısıldadı. Sonuna kadar açılan gözleri bu güzelliğin aynasıydı, ve sakin bir şekilde durarak, ıslak manzarayla harmanlandı. Sonunda biz onun bu rüyasını, onu kolundan çekip arabaya doğru iterek böldük.

Okulda durum farklı. Onun dördüncü sınıfında, kızlar çoktan kıyafet ve popilerlik arasında bir ilgi kurmuş durumda. Birkaç hafta önce, bir sınıf arkadaşının, sınıftaki bütün kızları modaya uygunluklarına göre sıraya dizdiğini söylerken sesi sinirli bir şekilde yükseldi.

Anladımki, fiziksel teşhir beni bazı açılardan özgürleştirirken, Aliya kapanmayı seçerek tamamen farklı bir çeşit özgürlüğü keşvedebilecekti.

Aliy’nın Müslüman kıyafetlerine olan ilgisinin ne kadar süreceği noktasında hiçbir fikrim yok. Eğer İslam’ı seçerse, imana güveniyorum ki; bu ona alçak gönullülüğü, toleransı, adalet duygusunu getirecek-onun babasının yolunun yaptığı gibi. Onu korumak için çok güçlü bir arzu duyduğum için, aynı zamanda bu seçimin, hayatı kendi ülkesinde onun için zor kılacağından endişe duyuyorum. Yakınlarda Kuran’ın açılış mısraları olan fatihayı ezberledi ve babasını ona Arapça öğretmesi için sıkıştırıyor. Aynı zamanda yetenekli bir dağ bisikletçisi oluyor. Benimle ağaçlı patikada bisiklet sürerek, baldırlarına çamur sıçratıp, kabarmış dereden geçiyor.

Geçen gün onu okula bıraktığımda, her zaman yaptığım gibi hızlı bir şekilde arabayı geri sürmek yerine, onun çocuk kalabalığına yürüyüşünü izledim, sırt çantasının ağırlığı altında, sanki bir fırtınaya karşı koyuyormuş gibiydi. İdealist bir şekilde hareket ediyordu, diğerlerinden tamamen ayrı, benim onun yaşındayken olduğumdan çok farklı bir şekilde. Ve bir kere onun bana ne kadar gizemli olduğunu fark ettim. Bunu yapan sadece başının örtülü olması değildi: bu diğerlerinin onun hakkında ne düşündüğü endişesine sahip olmamasıydı. Bu, çekmecesinde, hiç dokunulmamış Cadılar Bayramı şekerlemeleri bulmak gibi bir şeydi, ben çocukken bu şekerlemeler tarafından neredeyse esir alınmıştım. Bu onun bir okyanus yerine bir kitaba dalmayı tercih etmesiydi-ki okumaktan o kadar tükenmiş hissediyordu ki, içerden benim onu çağırdığımı bile duyamıyordu.

Onun girişte diz çökerek çantasından, diğer çocukların sakız paketi ya da ruj saklamak için kullandığı yerden, temizce katlanmış kıyafetlerini almasını izledim. Çantayı kafasının üzerinden sırtına atarak omuzlarını kapattığında, o, küçük kardeşimin süper kahraman rolü yaparken göründüğü gibi göründü.

Ben oradan uzaklaşmaya başladığımda, başörtüsünün, onun sınırsız hayallerini, güçlü algısını, fıtri iyiliğini korumak için sihirli bir gücü olduğunu düşündüm. Bir sürü kadının gençlik tuzağına düştüğü o aynalı mağazadan, bütün bu parmağımızın ucuna kadar gelen ve artan seçeneklere rağmen ortaya çıkan tatminsizlik duygusundan, onu koruduğunu, geleceğe doğru uçarken onun için güvenli bir koruma oluşturduğunu hayal edebildim sadece.

Krista Bremer*, 2008 Pushchart Prize(Amerikan Edebiyat Ödülü)’ü ve Jaffe Foundation Writers’ Award ödülü sahibidir. Edebiyat dergisi The Sun’ın yardımcı yayıncısı, ve kendi çift kültürlü evliliği hakkında bir anı yazısı yazmaktadır.

Bu makale Timeturk için Turgut Alp Boyraz tarafından tercüme edilmiştir.

tesettür farzdır

(tesettür tüm müslüman kadın ve erkekler için farzdır. evet ,erkekler için de farzdır. aşağıda ki yazı ayet ve hadisler ışığında tesettürü ele almaktadır. günümüzde de tıpkı geçmişte ki gibi islam’ı  tahrif etmek isteyen , müslümanları ifsad etmek isteyenler vardır. bu kişiler çeşitli iftira ,demogoji vb kara propaganda araçlarıyla insanları zor duruma düşürmeye çalışmaktadır.  ancak şu bir gerçektir ki müslümanlar kur’an-ı kerim’i ve hz. peygamberi bilirse bu oyuna gelmez. çünkü kur’an ve hz peygamber müslümanların hayat rehberidir.  her müslüman allah ve resulüne uymakla yükümlüdür.

bu yükümlülük kur’an da açıkça belirtilmiştir.)

Sual: Dinimiz, kadının nasıl kapanacağını açıkça bildirdiğine göre bunun tartışması niçin yapılıyor? Tesettürü inkâr eden dinden çıkmaz mı?
CEVAP
Kadınların tesettürü kesin olarak açıklanmıştır. Tesettürle ilgili âyet-i kerimeleri Peygamber efendimiz açıklamış, âlimler de bizlere bildirmiştir. Bu husustaki tartışmalar kasıtlıdır.  (1)

Tesettürle ilgili ayetler: “Kadınlar, başörtülerini, yakalarının üstlerini örtecek şekilde bağlasınlar.” (Nur Suresi, 31)
Bu âyette geçen “humur” kelimesi, başörtüsü manasına gelen “hımâr” kelimesinin çoğuludur. “Kur’an’da geçen hımâr kelimesi yalnızca örtü manasına gelir, başörtüsü manasına gelmez” diyenler kesinlikle yanılıyorlar. Çünkü bu kelimenin kökünde “örtme, karışma, yaklaşma” gibi manalar varsa da, kökten alınmış farklı kelimelerin (şekillerin) de farklı manaları vardır. Mesela aynı kökten gelen “hamr”, şarap, “hamîr”, hamur mayası, “humâr” akşamdan kalma hali manalarına gelir. Tartışma konumuz olan “hımâr” da başörtüsü ve vücudun bütününü örten örtü manalarında kullanılmıştır.
Ey Peygamber! hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, dışarı çıkarken üstlerine cilbablarını alsınlar. Bu, onların tanınmasını ve bundan dolayı incitilmemelerini sağlar. , Gafûrdur, Rahîmdir. ” (el-Ahzab, 33/59).
*cilbab : Bedeni bütünüyle örten örtü, çarşaf …v.s.

“Mümin kadınlara da şöyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zinet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Zinet yerlerini kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz ‘a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin” umduğunuza nail olasınız” (en-Nûr, 24/31).

“Ay halinden kesilmiş ve evlenme için ümidi kalmamış olan yaşlı kadınlar zinet yerlerini erkeklere göstermemek şartıyla dış elbiselerini bırakmalarında onlar için bir günah yoktur. Bununla birlikte yine de sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır” (en-Nûr, 24/60).

Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu onların tanınıp, kendilerine sarkıntılık edilmemesi için daha uygundur. çok yarlığayıcı ve çok esirgeyicidir” (el-Ahzâb, 33/59) .

Tesettürle ilgili hadisler:

Umeys’in kızı Esma’dan nakledildi. Dediki: Resulüllah (s.a.v) bir gün Hz. Aişe (r.anha)’nın evine girdi. Kızkardeşi Esma yanında idi. Üzerinde Vucudunun hertarafını örten ve yenleri geniş bir elbise vardı. Resulüllah (s.a.v) onu görünce kalkıp dışarı çıktı. Hz. Aişe (r.anha) kızkardeşine “buradan uzaklaş Resulüllah (s.a.v) sende hoşlanmadığı bir şey gördü” dedi. Hz. Esma uzaklaştı arkasından Resulüllah (s.a.v) içeriye girdi.Hz. Aişe (r.anha) niçin kalkıp gittiğini sordu. Resulüllah (s.a.v) de elbisesinin yenini sadece parmakları görünecek şekilde ellerinin üzerine çekerek şöyle cevap verdi: “Kızkardeşini görmedinmi? Müslüman bir kadın şurasından başkasını gösteremez. (Mecmeu’zzevâid nr:4168)

Bu hadis-i şerif’ten hz. Esma’nın giydiği elbisenin bedenini örttüğünü fakat kollarında açıklık olduğunu bunun üzerine Resulüllah (s.a.v) bu kıyafetinden hoşlanmadığını ellerinin üstünün parmaklara kadarda örtünmesi gerektiğini islam alimleri anla-mışlardır ve de böyle ifade etmişlerdir.

Usame b.Zeyd (r.a) nakletti. Dediki:

“Resulüllah (s.a.v) Dihye’tül- Kelbi’nin kendisine hediye ettiği mısır kumaşlarından sık dokunmuş bir elbiseyi bana giydirdi bende onu hanımıma giydirdim. Resulüllah (s.a.v) daha sonra bana sordu: ne oldu Mısırdan gelen elbiseyi giymiyorsun? Dedimki ey ’ın resulü ben onu hanımıma giydirdim. Resulüllah (s.a.v) buyurduki altına pijama türünden bir şey giymesini ona emreyle. Çünkü ben o elbisenin kemiklerinin hacmini belli etmesinden korkuyorum.” (Ahmet b. Hambel)

Ibn-i Abbas (r.anhuma)’dan dediki: “Resulüllah (s.a.v) kadınlardan erkeklere benzeyenlere, erkeklereden de kadınlara benzeyenlere lanet etti.” (Buhari nr:5751, ebu Davut nr:4098, Ahmet b.Hambel nr:3149, Nesei nr:9161)

“Ümmetimin son dönemlerinde bir takım adamlar olacaktır. Erkekler gibi eğerlerin (bineklerin) üzerine binip cami kapılarına ineceklerdir. Hanımları ise giyinik uryandır, (giyinik çıplaktır), başları üzerinde arık deve hörgücü gibisi vardır. Onalara lanet edin. Zira onlar lanet olunmuşlardır”. (Ahmet b.Hambel – müsned nr.6786, Ibn-i Hibban sahih nr:5655-7347)

Hz. Âişe’den rivâyete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ ince bir elbise ile Resulunun huzuruna girmişti. Resulullah (s.a.s) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: “Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çagına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir.” Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti” (Ebu Davûd, Libâs, 31). “ Teâlâ ergin kadının namazını başörtüsüz kabul etmez” (İbn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151, 218, 259).

“Erkeğin avret yeri göbeği ile diz kapağı arasıdır” (Ahmed b. Hanbel, II, 187). Diz kapağı avret yerindendir” (Zeylai, Nasbu’r-Raye, I, 297).

Sahih-i Müslim’de Ebû Hüreyre (r.a.} tarafından bir rivayette Peygamberimiz, giyindiği halde açık olan, yani ince ve şeffaf elbise ile dolaşan kadınların Cehennemlik olduklarını, Cennetin kokusunu bile alamayacaklarını bildirirler. (Müslim, Libas.-125.)

Harbın oğlu Züheyr bana anlattı:bize Cerir Sehl’den o da babasından o da ebu Hureyre (r.a)’den nakletti. Ebu Hureyre (r.a) dediki:Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdu:

Ateşlik iki sınıf insan ki ben onları henüz görmedim. Yanlarında sığır kuyruğu gibi kamcılar olup insanları onlarla döven topluluk ve biride bir takım kadınlar topluluğudurki bunlar giyinik, çıplaktırlar. Görenleri yoldan saptıran ve kendileri de haktan sapanlardır. Başları bir tarafa sarkan deve hörgücü gibi olacaktır. Bunlar cennete giremiyecekler, kokusu şu kadar! Şukadar! Yürüme mesafesinden alındığı halde bunlar cennetin kokusunu da bulup alamıyacaklardır. (Müslim – sahih bab: libas ve’l- zineh hadis nr.3971)

Alkame bin Ebi Alkame annesinin şöyle dediğini rivayet eder:

“Abdurrahman’ın kızı Hafsa’nın başında, saçını gösterecek şekilde ince bir başörtüsü olduğu halde Hz. Âişe’nin huzuruna girdi. Hz. Âişe başından örtüsünü alarak ikiye katladı, kalınlaştırdı. (Muvatta’, Libas:4)

Hz. Ömer (r.a.) ise, cam gibi şeffaf olmasa da, giyindiği zaman altını iyice belli eden elbisenin kadınlara giydirilmemesi hususunda mü’minlere ikazda bulunmuştur. (Beyhakî. Sünen, 2:235)
İmam Serahsî bu nakilden sonra, kadının giydiği elbise çok ince de olsa yine aynı hükmü taşır, şeklinde bir açıklama getirir. Daha sonra da, “Giyindiği halde açık” olan mealindeki hadisi kaydeder ve şöyle der: “Bu çeşit bir elbise şebeke (ağ) gibidir, örtünmeyi temin etmez. Bunun için yabancı erkeklerin bu şekilde giyinmiş bir kadına bakması helâl olmaz.” (el-Mebsût, 10:155)

“Kadın örtülmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker” (Tirmizî, Radâ, 18). Hz. Âişe (R.anhâ)’dan nakledilen; “ Teâlâ erginlik çağına ulaşan kadının namazını başörtüsüz kabul etmez” (İbn Mace, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160) hadisi saçları da kapsamına alır.

Hz. Âişe (r. anhâ) ilk başörtüsü uygulamasını şöyle anlatır: “ ilk muhâcir kadınlara rahmet etsin onlar; “Baş örtülerini yakalarının üstüne taksınlar…” (en-Nûr, 24/31) ayeti inince etekliklerini kesip bunlardan başörtüsü yaptılar”. Yine Safiyye binti Şeybe şöyle anlatır: “Biz Âişe ile birlikte idik. Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettik. Hz. Âîşe dedi ki: Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Ancak ben, ‘a yemin olsun ki, ‘ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim Nûr sûresinde “Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar…” ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, ‘ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamberin arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı” (Buharî, Tefsîru Sûre, 29/12; İbn Kesîr, Muhtasar, M. Alî, es-Sâbûnî, 7. Baskı, Beyrut 1402/1981, II, 600).    (2)

1 2

NİHAT HATİPOĞLU TESETTÜR BAŞÖRTÜSÜ HÜKMÜ

GİYİNMİŞ ÇIPLAKLAR KONULU NUREDDİN YILDIZ KONUŞMASI

Tesettüre Davet Sohbeti Dinle


Ey Peygamber! hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, dışarı çıkarken üstlerine cilbablarını alsınlar. Bu, onların tanınmasını ve bundan dolayı incitilmemelerini sağlar. Allah, Gafûrdur, Rahîmdir.
Mü’min erkeklere söyle, gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu, onların arınmasını daha iyi sağlar; Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle gözlerini sakınsınlar, iffetlerini korusunlar, görünen dışında zinetlerini (çekici ve güzel yerlerini, süslerini) açıp göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine kavuştursunlar. Zinetlerini kocaları veya babaları veya kayınpederleri veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kızkardeşlerinin oğulları veya kadınları veya cariyeleri veya kadına ihtiyacı kesilmiş olup hanedan geçinen erkekler veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey Müminler! Kurtuluşa ermeniz için hepiniz tevbe ederek günahtan dönün.”

Haqiqiy muslima

özbekistan gerçek islami video,özbek video islami,hakiki müslüman kadınlar,hicab,tesettür,başötüsü,video izle,gerçek videolar,özbek islami videoları,özbekce islami izle,özbek izle,özbekistan izle,özbekistan islam

www.NarTube.com

İslam düşmanlığına ODTÜ de tam gaz

İnternet üzerinden online olarak Ortadoğu Teknik Üniversitesi ve bir internet sitesi işbirliğinde gerçekleştirilecek Bilgi Teknolojileri Sertifika Programı’na başvuran Esma Evkaya, kursun yapılacağı Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ne başörtülü olduğu gerekçesiyle dışarı çıkarıldı.Üniversite’nin kampüs kapısında güvenlik görevlileri tarafından içeri alınmayan Esma Evkaya, “Öğrenci olmamama rağmen kayıt yaptırdığım Bilgi Teknolojileri Sertifika Programına giriş yapamadım. Bir süre önce ODTÜ kampüs içinde bulunan bir kurs merkezine kaydımı yaptırdım. Tüm bilgilerini kurs yetkililerine bildirmeme rağmen ODTÜ girişindeki özel güvenlik görevlileri beni içeri almadı.

NÖBETCİ AMİRİN SAVUNMASI

Olayın büyümesi üzerine giriş kapısına gelen nöbetçi amirlikte yetkili, bana Anayasa Mahkemesi’nin kararını uyguladıklarını söyledi. Yetkili şahıs, ‘eğer bir şikayetiniz varsa pazartesi günü gelerek şikayetlerinizi yetkililere bildirebilirsiniz’ demesi üzerine ben de, bugün kursum başlıyor saatlerce beklettiniz ve pazartesi gelerek şikayetimi yetkililere bildirebileceğimi söylüyorsunuz. Yetkililere ulaşabilmem için de okul içerisine girmem gerekiyor bu nasıl olacak diye sordum. Onlar da okulu terk etmemizi istedi.” dedi.

GÖZLERİNDEN KAÇMIŞ!İnternet üzerinden kayıt yaptırdığı kurs yetkililerinin kendisine sorunla ilgili olarak “Arkadaşların gözünden kaçmış size söylemeyi unutmuşlar” dediğini belirten Evkaya, “Kayıt öncesinde benden fotoğraf istediler. Başörtülü olduğumu biliyorlardı. Bana verdikleri sözleşmede de böyle bir şart yoktu.” diye konuştu.ODTÜ kampus kapısına gelen yetkili şahıs, Esma Evkaya’ya, kendisini başörtülü olarak içeri alamayacaklarını belirterek, şikayetini yetkilileri bildireceğini söyledi.