Yazi etiketleri: islami birlik

benim hocam senin hocanı ÖVER

Benim Hocam Seninkini “Över” Diyebilmenin Fazileti/ Cemaatlere Dair…Hasan Aycın

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır” (Al-i İmran/105)

Aziz okuyucu,

Niyetim farklı cemaat ve yorumları tahlil değil. Propaganda ya da tenkid gibi bir düşüncem de yok. Sadece şahsî izlenimlerimi paylaşma ihtiyacı duyuyorum. Gene de aidiyet muhabbeti nedeniyle kasd-ı mahsusu olmayan bu vaazdan incinebileceğini düşünüyorsan okumadan atlayabilirsin. Kitabımızın bu ilk sayfalarında gereksiz bir kırgınlığa yol vermeyelim. Hayat boyu istifadeden beri kaldığımız nice vaazlar olmuştur nitekim.

Her birinde ayrı güzellikler de gördüm

Gençliğimin ilk devresinde “radikal”, “selefi”, “şucu”, “bucu” diye nitelenen türlü insanlarla beraberliklerim oldu. Bizzat bu tür nitelemelerden ben de payımı aldım. Bid’at ve hurafelere amansız itirazları ben de dillendirdim. Sahih bir din anlayışı ve uygulamasının gereğine her zaman inandım. Din adına öğrendiklerimizin kaynağını ve sıhhatini daima sorgulamaya çalıştım. Hamdolsun ki farklı cemaatlere devam eden arkadaşlarım oldu ve birçok hararetli tartışmanın tarafı ya da dinleyicisi oldum.

Yıllar sonra bir iki istisnayla hemen hepsinin davetlisi olarak konserler ve söyleşilerle misafiri oldum. Hemen hepsi iyi niyetliydi kanaatimce. Kimi mutedil ve olabildiğince farklı yorumlara kulağı ve gönlü açık, kimi daha rijit, kimi daha derviş, kimi dik başlı, kimi daha fazla ümmete ve evrensele vurgu yapar, kimi daha yerel ve milli bir söyleme yönelirdi. Kimi partide, kimi bir vakfa ya da derneğe müdavim, kimi serazad idi. Her birinde ayrı güzellikler, ayrı özellikler gördüm kendimce. Birlikte az-çok güzel işler yaptıklarım da oldu.

Ömer KaraoğluBiz kimiz ki?

Can sıkan yegâne karakter, diğerlerine karşı tahripkâr ve saldırgan olanı. Onca zalim dururken kardeşlerine yönelen ve onların “etlerine iştahlanan”lar. Başka kuş çeşidi tanımam tavrı içinde kendisini “fırka-i naciye” olarak bilen ve diğerlerini gaflet ve hatta dalalette görenler. Bir de dünyayı kurtarma iddiasında olup kendisini unutanlar! Nasihatten müstagni görüp aklını ve kalbini öğüde kapatanlar. Kim ne söylerse söylesin kendi solosunu dinler onlar.

Kanaat önderleri, ilim sahipleri ya da makam sahipleri için de bu tür tuzaklar ihtimal dışı değil. Bizim hocamız sizinkini döver mi, över mi?

Tamam, söylemiştir ama hazret söylemişse mutlaka bir hikmeti vardır! Biz kimiz ki?..

Sahi biz KİMiz? ve Kim İZ?

Dostu hırpalarken düşmanı güldürmemeli

Sözün özü sevgili okuyucu;

İyilikte buluşan ve yarışan herkese selam olsun. Aynı kıbleye yönelmek bizi kardeş kılmaya yetmeli ve yeryüzünün yegâne umudu daha fazla hırpalanmamalı. Farkında olsun ya da olmasın, batıdan doğuya, kuzeyden güneye tüm varlık “selam” sözünde saklı esenliğine hasret. Hırpalanan tabiat, kirletilen insanlık onuru, sömürülen emekler, gasp edilen haklar ve haksız yere kıyılan canların kardeş didişmesine tahammülü yok çünkü.

Muhterem okuyucu,Ömer Karaoğlu

Bildikçe huzuru kaçmalı insanın… Ve bildikçe daha dikkat ve gayret sahibi olmalı: Hele âlimler zalimler karşısında sağlam bir duruşun öncüleri olmalı: Uyarıp tenkid ederken sözü güzel söylemeli. Dostu hırpalarken düşmanı güldürmemeli.

Hülasa aziz okuyucu, her şeyi görüp gözetenden “basiret” istemeli!…

Bilenlerin nifak ve dalkavukluğu ise çok daha berbat bir durum: “meşhurdur ki fısk ile olmaz cihan harap/ eyler onu müdahene-i aliman harap” deyivermiş İzzet Molla.

Ne de güzel söylemiş!

“Benim Hocam” Diyaloğu:

-Sizin hoca böyle böyle söylemiş… Küfre girer.

-Ne biçim konuşuyorsun arkadaşım!

-Ben demiyorum, bizim hocaefendi diyor.

-Ne söylemiş bizim hoca?

-Neuzu billah kadınların özel hallerinde camiye girmelerine cevaz veriyormuş.

-Diyelim ki girdiler.

-Giremez kardeşim.

-Girerlerse…

-Gi-reee-meeez!

-Gi…

-Onun da, sizin de iman tazelemeniz lazım.

-Hadi git kardeşim, akşam akşam adamın asabını bozma…

-Bak yine nasıl sinirlendin, bana diyorsun ama toz kondurmuyorsun hocana.

-Teferruatla uğraşıp esası unutuyorsunuz.

-İtikadî mesele arkadaşım… Önemli mesele… Ehl-i sünnet akaidi… Âlimin mesuliyeti…

-Neresi itikadÎ güzel kardeşim?

-ben bilmem, hoca söylüyor.

-!!!…

-Bak bir cumartesi günü gelsene… Tevbe alırsın.

-Tövbe tövbe!..

Ömer Karaoğlu vaaz verdi

http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=4230

islam birliğinin aşamaları

İslam birliği mümkün mü?
İslam birliği nasıl sağlanır?
Bizce İslam birliği mümkündür,nasıl sağlandığı konusuna gelince isterseniz önce İslam birliği önünde ki engellere bakalım.
Bize göre İslam birliğinin önünde ki en büyük engel İslam ülkelerinde ki yönetimler/yöneticiler ve ülkelerin temel ideolojileridir.
İslam ülkelerinde ki yönetimler İslama ve yönettikleri topluma kayıtsız ve uzaktırlar.
Örneğin Mısır’da ki dikta yönetimi,Mısır Firavunu Hüsnü Mübarek halkına düşman bir liderdir. Bu kişinin İslam ve Arap toplumuna faydası yoktur.Sadece iktidarını düşünmektedir. Diğer bir örnek ise Suudi Arabistan kralıdır.Bu kral İslam düşmanı ABD’nin batmakta olan firmalarına ihale verip kurtaracak kadar hain bir liderdir. Arapları ve Müslümanları temsil etmek şöyle dursun onlara düşmandır bile. Demek ki öncelikle bir şekilde bu kukla yönetimler tasfiye edilmelidir.
İkinci ve büyük engel ise İslam dünyasında ki ırkçılıktır.
ırkçılık daha çok yahudilere has bir huydur. Onlar kendilerinin üstün ırk olduğuna inanırlar. Oysa kimse Allah(cc) ile pazarlık yapmamıştır. Yahudi ırkı İngilizlerden daha üstün yaratılmamıştır. Aynı şekilde Türkler de insandır ve hiç bir ırktan daha özel yaratılmamıştır. Müslüman topluluklar içinde onlarca ırk vardır ve bunlardan birini üstün tutup diğerini aşağı tutmak islam’ın ruhuna aykırı olduğu gibi tehlikeli bir harekettir.
Irkçılığın diğer bir tezahürüde mensubiyetçiliktir.İnsanların islamlıkları dışında mensubiyet aramaları yanlıştır. Çünkü tüm Müslümanlar kardeştir. Dolayısıyla üstünlük kimin daha Müslüman olduğundadır. Yoksa kimin hangi ırka,hangi şehre mensup olmasından değildir.
İslam birliğinin sağlanmasının önünde ki büyük engellerin biride medyadır.
Medyamız insanımızı Müslüman toplumdan uzaklaştırıp yerine batı toplumunu empoze etmektedir.
Müslüman toplumların olumsuz yönlerini haber yapan medya batı toplumunu,yaşantısını ise örnek olarak göstermektedir. Ayrıca medyanın dine bakışı çarpık ve maksatlıdır.
Bu da toplumda hezeyan oluşturmakta,İslam toplumları hakkında olumsuz düşüncelere/fitneye yol açmaktadır. Demek ki medyanın ıslahı şarttır. medya iyiliği emredip kötülüğe muhalefet etmedikçe ,tarafgirlik yapıp siyasi ve ekonomik rant sağlamaya çalıştıkça böyle gidecektir.
Müslümanların iradesizliği de islam birliğine zarar vermektedir.
Müslümanlar aktif değildir. Müslümanlar başka düşüncelerin peşine takılmıştır.Kur’an ve sünnet dışında yollar aramaktadır. İslam adına çalışanlar yeterince çalışmamaktadır. İhlas zedelenmiştir. Müslümanların ekonomik olarak güçlenmesi de gerekir.yanlız bu gücü hayırda kullanmaları şarttır. Yoksa güçlenipte daha lüks yaşamaları daha çok israf yapmaları kar değil zarardır. Kısaca görüşlerimizin temeli budur.
Konuyu bitiriken söylemek isterim ki: İslam birliğinden kastımız toprak birlikteliği değil ekonomik,siyasi,askeri vb… alanlarda birlikteliktir. Şimdilik bu oldukça yeterlidir.