<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fikir Âlemi</title>
	<atom:link href="http://fikiralemi.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fikiralemi.com</link>
	<description>Fikir sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Jul 2010 16:50:01 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>hatayı karıştıran terör saldırsında mhp parmağı</title>
		<link>http://fikiralemi.com/2010/07/30/hatayi-karistiran-teror-saldirsinda-mhp-parmagi/</link>
		<comments>http://fikiralemi.com/2010/07/30/hatayi-karistiran-teror-saldirsinda-mhp-parmagi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 16:50:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[hatay dörtyol mhp]]></category>
		<category><![CDATA[hatay dörtyol provakasyon]]></category>
		<category><![CDATA[iç savaş]]></category>
		<category><![CDATA[kürt türk çatışması]]></category>
		<category><![CDATA[mhp]]></category>
		<category><![CDATA[mhp akp dtp dörtyol hatay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fikiralemi.com/?p=307</guid>
		<description><![CDATA[Hatay Dörtyol’da 4 polisi hayatını kaybettiği saldırıda saldırganların kullandığı aracın, MHP’li Payas Belediye Başkanvekili ve Parti Meclis Üyesi B.K.’ya ait olduğu ortaya çıktı. B.K. gözaltına alındı

Hatay&#8217;ın Dörtyol ilçesinde polis aracına düzenlenen silahlı saldırı ile 4 polisin hayatını kaybetmesi sonrasında yaşanan provokatif eylemlerin altından şok bir gerçeğe ulaşıldı. Hatay Dörtyol&#8217;da 4 polisin hayatını kaybettiği saldırıda kullanılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Hatay Dörtyol’da 4 polisi hayatını kaybettiği saldırıda saldırganların kullandığı aracın, MHP’li Payas Belediye Başkanvekili ve Parti Meclis Üyesi B.K.’ya ait olduğu ortaya çıktı. B.K. gözaltına alındı</h3>
<h3></h3>
<h3>Hatay&#8217;ın Dörtyol ilçesinde polis aracına düzenlenen silahlı saldırı ile 4 polisin hayatını kaybetmesi sonrasında yaşanan provokatif eylemlerin altından şok bir gerçeğe ulaşıldı. Hatay Dörtyol&#8217;da 4 polisin hayatını kaybettiği saldırıda kullanılan aracın, MHP yöneticisine ait olduğu ortaya çıktı. Hatay Dörtyol&#8217;da yapılan saldırı sonrası başlatılan soruşturmada saldırganların kullandığı aracın, Payas Belediye Başkanvekili ve MHP Parti Meclis Üyesi B.K.&#8217;ya ait olduğu, soruşturmayı derinleştiren Emniyet&#8217;in B.K.&#8217;yı gözaltına aldığı bildirildi.</h3>
<h3>Terörle mücadele şube birimleri tarafından sorgulanan B.K.&#8217;nın ifadesinde, hava sıcaklığından ötürü yaylaya çıktığını ve burada 4 kişi tarafından esir alındığını belirttiği ifade edildi. B.K.&#8217;nın, aracına el koyduğunu iddia ettiği 2 kişinin şehre giderek eylemi gerçekleştirdiğini söylediği bildirildi. Olay sonrası evinden alınan B.K.&#8217;nın sorgusunda &#8216;Olayı neden hemen polise bildirmedin&#8217; şeklindeki soruya cevap veremediği öğrenildi. MHP Hatay İl Başkanlığı ise gözaltı olayını doğrularken, Emniyet&#8217;e intikal etmiş bir konuda açıklama yapamayacaklarını ifade ettiler.</h3>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fikiralemi.com/2010/07/30/hatayi-karistiran-teror-saldirsinda-mhp-parmagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>tbmm arşivleri açıyor</title>
		<link>http://fikiralemi.com/2010/07/30/tbmm-arsivleri-aciyor/</link>
		<comments>http://fikiralemi.com/2010/07/30/tbmm-arsivleri-aciyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 16:45:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[arşivler]]></category>
		<category><![CDATA[istiklal mahkemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[tbmm]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fikiralemi.com/?p=304</guid>
		<description><![CDATA[TBMM Başkanlığı, İstiklal Mahkemeleri arşivini açmaya hazırlanıyor.


TBMM Başkanlığı, yakın dönem tarihini aydınlatacak olan İstiklal Mahkemeleri arşivini açma kararı aldı. Öncelikli olarak elektronik ortama aktarılan zabıt ve belgeler Meclis’in resmi internet sitesi aracılığıyla herkesin bilgisine sunulacak.

Cumhuriyet’in ilanından önce 1920’de kurulan ve 1927 yılına kadar görev yapan İstiklal Mahkemeleri’ne ait dosyalar, halen TBMM arşivinde sır olarak saklanıyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>TBMM Başkanlığı, İstiklal Mahkemeleri arşivini açmaya hazırlanıyor.</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3>TBMM Başkanlığı, yakın dönem tarihini aydınlatacak olan İstiklal Mahkemeleri arşivini açma kararı aldı. Öncelikli olarak elektronik ortama aktarılan zabıt ve belgeler Meclis’in resmi internet sitesi aracılığıyla herkesin bilgisine sunulacak.</h3>
<h3></h3>
<h3>Cumhuriyet’in ilanından önce 1920’de kurulan ve 1927 yılına kadar görev yapan İstiklal Mahkemeleri’ne ait dosyalar, halen TBMM arşivinde sır olarak saklanıyor. Bu dosyalarla ilgili TBMM İletişim Daire Başkanlığı’na bağlı Genel Evrak ve Arşiv Müdürlüğü bünyesinde 13 kişilik bir çalışma grubu oluşturuldu. Çalışma grubu, İstiklal Mahkemeleri’nin envanterlerini çıkardı. TBMM arşivinde, 874 kutu içerisinde toplam 1471 adet dosyanın bulunduğu tespit edildi. Bu dosyaların Osmanlıca’dan tercümesine başlandı. Tercüme ile birlikte dosya içeriğindeki belgeler de taranarak elektronik ortama aktarılacak.</h3>
<h3></h3>
<h3>TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, 90 yıldır üzerinde çeşitli tartışmalar yapılan belge ve dosyalarla ilgili bilgi verirken “Yakın tarihimize ait bu tartışmalı dönem belgelerle aydınlatılarak, bu konudaki spekülasyonlar da, önemli ölçüde ortadan kaldırılacak” dedi.</h3>
<h3></h3>
<h3>1054 KİŞİ İDAM EDİLDİ</h3>
<h3></h3>
<h3>İstiklal Mahkemeleri, 1920 yılında Kurtuluş Savaşı sırasında ayaklanma, yağma, bozgun ve casusluk yapan, orduya ait silah ve mühimmatı çalan ve Milli Mücadeleyi engellemeye çalışanları yargılamak için kuruldu. 8 mahkeme bölgesi saptandı. Ankara hariç diğer İstiklal Mahkemeleri 17 Şubat 1921’de kaldırıldı.</h3>
<h3></h3>
<h3>Ankara İstiklal Mahkemesi ise 31 Temmuz 1922’ye kadar görev yaptı. Çerkez Ethem, Atatürk’e suikast, komünist kuruluşlar gibi davalara bakıldı. İkinci dönem İstiklal Mahkemeleri ise 1923-1927 arasında çalıştı. Hilafet ve saltanat yanlıları yargılandı. 1925’de ise Ankara ve Doğu Anadolu’da iki ayrı mahkeme daha kuruldu. Bu mahkemede, Şeyh Said isyanı davasına bakıldı.</h3>
<h3></h3>
<h3>İstiklal mahkemelerinin kararlarıyla 1054 kişi idam edildi. 2 bin 696 kişinin idamları, askerden kaçmamaları şartıyla affedildi. 243 kişiye gıyabında idam cezası verildi. 1786 kişi kalebent ve kürek cezasına çarptırıldı. 11 bin 744 kişi beraat etti. 41 bin 768 kişi ise daha hafif cezalara çarptırıldı.</h3>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fikiralemi.com/2010/07/30/tbmm-arsivleri-aciyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kılıçdaroğlu ve mhp çark etti</title>
		<link>http://fikiralemi.com/2010/07/29/kilicdaroglu-ve-mhp-cark-etti/</link>
		<comments>http://fikiralemi.com/2010/07/29/kilicdaroglu-ve-mhp-cark-etti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 13:21:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[27 nisan e muhtırası]]></category>
		<category><![CDATA[e muhtıra]]></category>
		<category><![CDATA[evlet bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[kemal kılıçdaroğlu haberlerid]]></category>
		<category><![CDATA[kılıçdaroğlu çark etti]]></category>
		<category><![CDATA[kılışdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[mhp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fikiralemi.com/?p=302</guid>
		<description><![CDATA[27 Nisan 2007&#8242;de eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt&#8217;ın, TSK&#8217;nin internet sitesinde &#8220;e-muhtıra&#8221; olarak anılan bildiriyi yayımlamasına tepki göstermeyerek destek veren CHP ve MHP, şimdi Büyükanıt&#8217;ın hükümetle işbirliği yaptığı iddiasıyla yargılanmasını istiyor. E-muhtıradan sonra muhalefet partilerinden sadece BBP ve SP&#8217;den tepki gelmişti.



Abdullah Gül&#8217;ün Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde Genelkurmay Başkanlığı&#8217;nın, 27 Nisan gecesi saat 23.20&#8242;de yayımladığı açıklama, siyasetçi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>27 Nisan 2007&#8242;de eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt&#8217;ın, TSK&#8217;nin internet sitesinde &#8220;e-muhtıra&#8221; olarak anılan bildiriyi yayımlamasına tepki göstermeyerek destek veren CHP ve MHP, şimdi Büyükanıt&#8217;ın hükümetle işbirliği yaptığı iddiasıyla yargılanmasını istiyor. E-muhtıradan sonra muhalefet partilerinden sadece BBP ve SP&#8217;den tepki gelmişti.</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3>Abdullah Gül&#8217;ün Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde Genelkurmay Başkanlığı&#8217;nın, 27 Nisan gecesi saat 23.20&#8242;de yayımladığı açıklama, siyasetçi ve gazeteciler tarafından &#8220;e-muhtıra&#8221; olarak nitelendirilmişti. Ardından İstanbul&#8217;daki Çağlayan Meydanı&#8217;nda biraraya gelen bazı sivil toplim kuruluşu, dernek ve siyasi parti üyeleri, ordunun siyasete müdahalesine destek vermiş, zamanın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül&#8217;ün Cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı çıkan eylemciler asker kıyafetleri ve kalpaklar giyerek, &#8220;Asker konuştu, imam bayıldı&#8221; şeklinde sloganlar atmıştı. Çağlayan mitingine, aralarında İP, CHP, Atatürkçü Düşünce Derneği, DİSK ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği&#8217;nin yanısıra silah üzerine yemin ettiren ulusalcı dernekler de destek vermişti.</h3>
<h3></h3>
<h3>E-muhtıra yazdığını söyleyen Büyükanıt&#8217;a o dönem tepki göstermeyen, hatta haklı bulan açıklamalarda bulunan CHP&#8217;li yöneticiler, 22 Temmuz seçimlerini kaybetmelerini e-muhtıraya başlayarak eleştirmeye başlamıştı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise o dönemde Genelkurmay&#8217;ın bildirisine karşı açıklama yapmamayı tercih etmişti. CHP&#8217;nin yeni Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun da o dönemde muhtırayı eleştirdiğine dair bir habere rastlanmıyor.</h3>
<h3></h3>
<h3>Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da o dönemde, gazetecilerin konuya ilişkin sorularına AK Parti&#8217;yi suçlayarak cevap vermiş, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecindeki tutumuyla sadece cumhuriyete ve demokrasiye zarar verdiğini ileri sürmüş, bildiriye arka çıkmıştı. Baykal, ilk açıklamasında hükümeti suçlayarak şunları söylüyordu: &#8220;Siyaset işlemelidir, siyaset danışmalıdır ama siyaset uzlaşmaktan, konuşmaktan, kafa kafaya vermekten geçiyor. &#8216;Dediğim dedik&#8217; bir yaklaşımla olmaz.&#8221;</h3>
<h3></h3>
<h3>Baykal, konuyla ilgili üç gün sonra yaptığı değerlendirmede ise Anayasa Mahkemesi&#8217;nin Cumhurbaşkanlığı seçimi oylamasına 367 milletvekilinin katılımının zorunlu olmadığı yönünde karar vermesi durumunda, Türkiye&#8217;yi çok tehlikeli bir çatışmaya sürükleyeceğini ileri sürerek baskı yapmıştı. Gazetecilerin, &#8221;Genelkurmay Başkanlığı&#8217;nın açıklamasını demokratik buluyor musunuz?&#8221; sorusu üzerine de şunları söylemişti: &#8220;Türkiye&#8217;nin böyle bir gerginlik ortamına sürüklenmesinden üzüntü duyuyorum. Bunun sorumlusu olarak da iktidarı görüyorum. Bundan hiç kuşkum yok. İktidar, çok ciddi yanlışlıklar içindedir. Milyonlarca insanı meydanlara o dökmüştür. Devletin tüm kurumlarını, üniversiteyi, yargıyı tepki göstermeye sevk eden yanlışlıkları iktidar sürdürmüştür.&#8221;</h3>
<h3></h3>
<h3>CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen de Genelkurmay açıklamasının CHP&#8217;nin görüşleriyle örtüştüğünü ifade ederek şunları söylüyordu: &#8220;Laikliğe hakaret edeceksiniz, sonra &#8216;Ben değiştim.&#8217; diyeceksiniz ve bu ülkenin cumhurbaşkanı olacaksınız. Bunu herkes bilsin ki Türk halkının tahammül eşiğini aşıyorsunuz. Biz Türkiye&#8217;yi Atatürk düşmanlarına teslim etmeyeceğiz.&#8221;</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3>E-MUHTIRADAN SONRA SİYASETÇİLER NE SÖYLEMİŞTİ?</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3>CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek: &#8220;Bu bir muhtıra. Diyor ki, &#8216;Biz bu uyarıyı yapıyoruz. Gerekleri yerine getirilmezse biz de bunun arkasını getiririz.&#8217; Yani daha sert açıklamalarda mı bulunulur, başka noktalarda mı müdahale edilir, onu çok açık ifade etmiyorlar ama şu anlaşılıyor ki Cumhurbaşkanlığı seçimi ve onun etrafında devam eden laiklik tartışması, Millî Görüş geleneğinden gelen bir kişinin Cumhurbaşkanlığı&#8217;na çıkacak olması, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ni ciddi şekilde rahatsız etmektedir.&#8221;</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3>CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi: &#8221;Çoğunluğu var diye Anayasa ve hukuku zorlayanlar, bundan gerekli dersi çıkarmalıdır.&#8221;</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3>CHP İstanbul Milletvekili Bülent Tanla: &#8220;Genelkurmay Başkanlığı&#8217;ndan yapılan açıklama, muhtıra ya da ikaz gibi değerlendirilirse Türk demokrasisini yaralar.&#8221;</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3>MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır: Genelkurmay Başkanı&#8217;nın 12 Nisan&#8217;da basının önünde konuştukları Türkçe&#8217;ydi ve gayet açıktı, herkes anladı. Başbakan ve AKP yönetimi anlamamış görünüyor. Açıklamayı üzerine almıyor, gereği için görevini yapmıyor ve topu taca atıyor.&#8221;</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3>Eski İçişleri Bakanı Meral Akşener: &#8220;Bu bildiri kendi içinde haklı nedenler taşıyor olabilir ama siyaset kurumu açısından sıkıntılı bir konu olmuştur. Demokrasinin tıkanması, arızalanması doğru değildir.&#8221;</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3>Eski ANAVATAN Genel Başkanı Erkan Mumcu: &#8220;Kum saatindeki kum tükenmek üzeredir. Her şeyin ters yüz olabileceği bir sürecin içindeyiz. İçinde bulunduğumuz şartlarda Meclis&#8217;i açık tutmanın ve siyaseti söz sahibi kılmanın tek yolu, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin karar vermesini beklemeden Sayın Abdullah Gül&#8217;ün adaylıktan çekilmesidir. Bu süreç, demokrasinin önünü açacaktır. Bu süreç, Türkiye&#8217;yi vesayet gölgesinden kurtaracaktır. Hükümete sesleniyorum, lütfen Gül&#8217;ü adaylıktan çekiniz ve Meclis&#8217;i açınız.&#8221;</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3>Eski SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın: &#8220;Böyle bir açıklamanın yapılmamış olmasını tercih ederdim. Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin böyle bir açıklamada bulunmasına neden olan gelişmeleri biliyorum. Duyarlılığı anlıyorum ve paylaşıyorum ancak siyasi yaşama sivil ya da asker, derin ya da sığ herhangi bir müdahaleyi asla doğru bulmuyorum.&#8221;</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3>Merhum BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu: &#8220;Genelkurmay Başkanlığı adına yayımlanan bildiri, Türk demokrasisi ve hukuk devletine karşı açık bir muhtıra ve müdahaledir. Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin hükmi şahsiyeti ve maddi manevi varlığına milletçe duyduğumuz tarihi ve kültürel saygıya rağmen bu müdahaleyi hoş görmeye imkan yoktur.&#8221;</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3>Eski SP Genel Başkanı Recai Kutan: Demokrasimiz ve cumhuriyetimiz, demokrasi dışı uygulamalarla korunamaz. Hem laikliği hem de demokrasimizi koruyacağız, bunlara sahip çıkacağız ama demokrasi dışı metotlarla değil. Bir dizi uygulamalarla maalesef demokrasimiz yara almıştır ve bugün çok kimsenin gözünde Türkiye, özürlü bir demokrasiye sahiptir. Bu tip olaylar, halkımızda ciddi anlamda endişe uyandırmıştır. Bu endişe hala devam etmektedir. Ekonomimiz menfi yönde etkilenmiştir. Bunun etkileri, endişeler sebebiyle devam edecektir. Dünya kamuoyu önünde hep şu soru soruluyor: &#8216;Türkiye&#8217;de neler oluyor? Acaba Türkiye&#8217;de tekrar bir askeri müdahale olacak mı?&#8217; Bu çok acı.&#8221;</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3>Eski DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar: &#8220;Ülkenin daha demokratik, daha hukuk devleti temellerinde yaşaması konusunda ortaya koyduğumuz hiçbir iradenin yanında olmayanlar, bugün Türkiye&#8217;de demokrat olmayı kendi tavırlarının yanında olup olmama gibi ölçme hakkına asla sahip olamazlar.&#8221;</h3>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fikiralemi.com/2010/07/29/kilicdaroglu-ve-mhp-cark-etti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>yabancı bir kadının gözüyle tesettür</title>
		<link>http://fikiralemi.com/2010/07/27/yabanci-bir-kadinin-gozuyle-tesettur-2/</link>
		<comments>http://fikiralemi.com/2010/07/27/yabanci-bir-kadinin-gozuyle-tesettur-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 17:06:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[islam ve dünya]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik islam sekülerizm]]></category>
		<category><![CDATA[tesettür]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı gözüyle islam]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı gözüyle tesetüttür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fikiralemi.com/?p=298</guid>
		<description><![CDATA[California&#8217;da yetişmiş başarılı bir yazar olan ve Müslüman biriyle evli olmasına rağmen seküler bir hayat süren Krista Bremer&#8217;in, dokuz yaşındaki kızının dini tercihi üzerinden yaptığı değerlendirme yazısını Timeturk okurları için tercüme ettik:






Turgut Alp Boyraz/TİMETURK

Krista Bremer*

Dokuz yıl önce kızımı, Kuzey Caroline’da ki oturma odamda, 70’lerin klasik çocuk şarkısı olan ‘Free to Be…You And Me’ eşliğinde dans [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>California&#8217;da yetişmiş başarılı bir yazar olan ve Müslüman biriyle evli olmasına rağmen seküler bir hayat süren Krista Bremer&#8217;in, dokuz yaşındaki kızının dini tercihi üzerinden yaptığı değerlendirme yazısını Timeturk okurları için tercüme ettik:</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3><span style="font-weight: normal; font-size: 13px;"><img class="aligncenter" src="http://www.timeturk.com/images/news/270720101206103878589_2.jpg" alt="" width="250" height="205" /></span></h3>
<h3><strong>Turgut Alp Boyraz/TİMETURK</strong></h3>
<h3></h3>
<h3>Krista Bremer*</h3>
<h3></h3>
<h3>Dokuz yıl önce kızımı, Kuzey Caroline’da ki oturma odamda, 70’lerin klasik çocuk şarkısı olan ‘Free to Be…You And Me’ eşliğinde dans ettirdim. Her bir parçası tolerans ve cinsiyet eşitliği olan bu parçayı, California’da yetişen bir kız olarak ezberlemiştim. Libya doğumlu olan kocam İsmail, kızımla, camla kaplı sundurmamızda saatlerce oturur, gürültülü metal beşiği ileri ve geri sallayarak eski Arap halk türküleri söylerdi. Onu Müslüman bir şeyhe götürdü ve oda kızımın küçük, yumuşacık kulağına, uzun bir hayat sürmesi için dua okudu. Kızımız kahverengi gözlere, tıpkı babasınınki gibi ıslak ve siyah kirpiklere sahipti. Sütümsü bronz teni yaz güneşinde çabucak kararırdı. İsmini Arapça’da ‘ulu-yüce’ anlamına gelen Aliya koyduk. Onu yetiştirip, ikimizin dramatik bir şekilde farklı olan dünya görüşlerimizden istediğini seçme noktasında özgür bırakmakta karar kıldık.</h3>
<h3></h3>
<h3>Ben bu anlaşmayı yaptığım için gizliden kendimle gurur duydum. Onun bu mütevazi Müslüman terbiyesindense, konforlu Amerikan hayat tarzını seçeceğine güvenim tamdı. İsmail’in ailesi Tripoli’nin dışında, dolambaçlı ve kirli bir yol kenarındaki tapusuz bir taş evde yaşıyor. Duvarlarının üzeri, Kuran’dan pasajlar nakş edilmiş tahtaların dışında bomboş ve zemin gece yatmak için getirilen minderlerin dışında çıplak. Benim ailemse Santa Fe’de, üç araba garajı, yüzlerce kanallı plazma TV’si, dolapta organik yiyecekler ve torunların oyuncakları için bir odası olan çok geniş bir evde yaşıyor. Aliya’nın, Arap müziğinin melodisiyle mest olurken, Taze Gıdalar marketine alışveriş için mutluca gittiğini ve Noğel ağacının altını oyuncaklarla doldurduğunu hayal ettim. Libya’yı ziyaret ettiğimizde İsmail alelacele balla ıslanmış baklava yaparken Aliya’nın halası da onun ayaklarına karışık kınalar yakıyordu. Hiçbir zaman onu tevazu ifadesi olarak Müslüman başörtüsü takan bir kız şeklinde hayal etmemiştim.</h3>
<h3></h3>
<h3>Geçen yaz, bizim yerel camimizin arkasındaki park hissemizdeki festivalde, bizim Müslüman toplumumuzla Ramazanın bitimini kutluyorduk. Biz anne babalar yakındaki bir tentenin altında oturup, pişmiş tavuk tabaklarından, baklavadan ve pilavın üzerinden sinekleri kovarken, çocuklar şişirilebilir eğlence evlerinde hoplayıp zıplıyordu.</h3>
<h3></h3>
<h3>Aliya ve ben, seccade, kına ve müslüman kıyafetleri satıcılarının hizalı olduğu bir sokaktan geçtik. Başörtüsü sergileyen bir masaya vardığımız zaman, Aliya bana döndü ve yalvardı, “Lütfen anneciğim, bir tane alabilir miyim?”</h3>
<h3></h3>
<h3>Siyahlar içinde sarılı bir Afrikan-Amerikan olan satıcı kadın ona ışılayarak baktığında, Aliya tertemiz katlanmış başörtüsü stoğunu hızlı hızlı çeviriyordu. Son zamanlarda onun kendi yaşındaki Müslüman kızlara imrenerek baktığını görmüştüm. Ben onlara sessizce acırdım. En sıcak yaz günlerinde bile yere kadar uzanan etek ve uzun kollu giysiler giyiniyorlardı. Benim en iyi çocukluk hatıralarım ise tenimin güneşin altında çırılçıplak yatması, sulama sisteminin içinde patika yolda koşarken tırnaklarımın arasında çimenleri hissetmem, Idaho’da buzlu bir nehrin içine doğru saldırmam, şortumun kalçalarıma yukarı sıyrılması, ilk alabalığımı yakalamak için Hawaii sahillerinde, zümrüt yeşili dalgalarda sörf yapmak idi. Ama şimdi Aliya bu kızlara gıpta ediyordu ve benden onlarınki gibi kıyafetler almamı istiyordu. Ve şimdide bir başörtüsü.</h3>
<h3></h3>
<h3>Geçmişte benim bahanem, bu kıyafetleri bizim alışveriş yaptığımız yerde bulmanın zor olmasıydı. Ama işte şimdi o kendi harçlığından on dolar harcayarak, elinde tuttuğu o orman yeşili ipeği satın almak istiyordu. Başımı kesin bir şekilde sallayarak “hayır” demeye başladım, ama kendimi İsmal’e verdiğim sözü hatırlarken buldum. Bunun yakında unutulacağını farzederek, dişimi sıkıp onu satın aldım.</h3>
<h3></h3>
<h3>Öğleden sonra bakkal dükkanına gitmek için çıkarken Aliya onunda gelmek istediğini söyledi.</h3>
<h3></h3>
<h3>Bir dakika sonra basamakların başında göründü-ya da tam olarak söylemek gerekirse onun yarısı göründü. Belinden aşağısı benim kızımdı: spor ayakkabısı, parlak çorapları, dizlerinin üzerinde biraz eskimiş bir kot pantolonu. Ama belden yukarısı, bu kız bir yabancıydı. Onun parlak ve yuvarlak yüzü karanlık bir kıyafetle kapanmıştı, tıpkı yıldızsız bir becedeki ay gibi.</h3>
<h3></h3>
<h3>“Bunu mu giyineceksin?” diye sordum.</h3>
<h3></h3>
<h3>“Hıhı” dedi yavaşça. Bu tonu son zamanlarda ben bir şeyi açıkça ifade ettiğimde kullanmaya başlamıştı.</h3>
<h3></h3>
<h3>Mağazaya giderken yolda, dikiz aynasından gizlice ona göz gezdirdim. Sessizce pencereden dışarıya bakıyor, bizim bu Güney kasabamızı ziyaret eden, ayrı ve igisiz bir Müslüman lider gibi- bense sadece onun şoförü. Dudaklarımı ısırdım. Ondan, arabadan dışarı çıkmadan önce başörtüsünü çıkarmasını istemek istedim ama bunun için mantıklı bir gerekçe bulamadım, bu görüntünün benim tansiyonumu yükseltmesinden başka. Ben her zaman onu kendi kişiselliğini ifade edebilmesi ve toplumsal baskıya karşı koyabilmesi için cesaretlendirecektim. Ama şimdi, sanki o baş örtüsünü kendim giyiniyormuşum gibi sıkılgan ve katastrofobik hissettim.</h3>
<h3></h3>
<h3>Food Lion’un oto parkında, ağır yaz havası tenimi boğdu. Nemli saçlarımı boğazımda at kuyruğu şeklinde topladım ama Aliya sıcaktan etkilenmemiş gözüküyordu. Biz tuhaf iki çift gibi gözüküyor olmalıydık: kolsuz bir bluz ve kot pantolon giyinen sarışın bir kadın, dört ayak uzunluğundaki bir Müslümanın elini kavramış. Kızımı daha yakına çektim ve benim çıplak tenim karıncalandı-mağazaya girdiğimde çarpan buzdolabi rüzgarından korumak iç güdüsüyle.</h3>
<h3></h3>
<h3>Alişveriş arabamızı koridordan döndürür döndürmez, alışverişçiler bize, çözemedikleri bir muamma imasıyla bakmaya başladılar. Onlarla göz göze geldiğimde bakmayı hemen bıraktılar. Ürün koridorunda bir kadın bir elmaya uzanırken bana aşırı derecede neşeli, istekli bir gülümseme yönelterek, “ben farklılıkları severek kabul ederim ve senin kızınıda gayet hoş karşılıyorum” dedi. Beni rahatlatmak için çok içten, acı verecek bir şekilde istekli görünüyürdu. Ve ben birden, açık bir yetersizliği olan bir çocuğa sahip olmanın ve yabancılardan gelen meraklı ve istenmeyen sempatilerin ne demek olduğunu anladım. Kasa kuyruğunda, yaşlı bir Güney kadını onun kemikli ellerini kavradı ve ona doğru eğilerek, “benim, benim,” sayıkladı, başını kuşkuyla salladı. “ Yapmacık görünmüyor musun canım!”</h3>
<h3>Kızım kibarca gülümsedi, ve sonra bana dönerek bir paket sakız istedi.</h3>
<h3></h3>
<h3>Takip eden günlerde, Aliya başörtüsünü sabah kahvaltı masasında pijamalarının üzerinde, iltifatlara boğulduğu Müslüman toplantısında ve parkta, benim bundan bahsetmekten titizlikle kaçınarak diğer annelerle sohbet ettiğim yerde giyindi.</h3>
<h3></h3>
<h3>Daha sonra o hafta, bizim lokal havuzumuzda, Aliya’dan birkaç yaş büyük olan bir kızın kendi yaşındaki bir erkek çocuğuyla Pin-Pon oynamasını izledim. Çocuklukla gençlik arasında, dar kalçalar, zayıf bacaklar, belli belirsiz bir şekilde yeni kabarmaya başlayan göğüslerle, çok küçük bir bikini giyinerek, ters bir vaziyette yakalanmıştı. Onun rakibi büyük beden bir tişört ve dizlerinin altına dökülen, torba gibi bir şort giyiniyordu. Ve topu kıza doğru attığında, kızcağız hamle yaparken, bir eliylede kaygan taytının açılmasını önlemek için onu yerinde tutmaya çalışıyordu. Ona kalçasının etrafına dolaması için bir havlu teklif ettim. Bu sayede kendisini çekişmeye verebilecek ve mükemmel vuruşlar yapabilmenin keyfine varacaktı. Neden bu oyunda kaybettiğini görmek çok kolaydı: neredeyse çıplak olan vücudu onun oyuna odaklanmasını önlüyordu. Ve onun üzgün ifadesinde ben, ilk defa bikini giyindiğimde hissettiğim benzer bir utanç ve heyecanı tanıdım.</h3>
<h3></h3>
<h3>14 yaşında koridorda, trafikteki bir sincap gibi fırlayarak gittim: duvarları kucaklayarak, nehrin ortasında yön değiştirerek, örtünmek için çıkıverdiğim. Ondan sonra, kış tatilinde, Los Angeles’a teyzem Marry’i ziyarete gittim. Marry deniz kızları kolleksiyonu yapıyor, kendinin uzun saçlı, bir kızıldereli ruhani lideri gibi, siyah beyaz bir fotoğrafını saklıyordu. Alış veriş yaptığı, sağlıklı yiyecekler dükkanı, silhat esansı ve fıstık ezmesi kokuyordu. Beni Venive Kumsalına götürdü ve ben orada bir sokak satıcısından ucuz bir bikini satın aldım.</h3>
<h3></h3>
<h3>İnanilmayacak kadar parlak bir öğleden sonra vaadiyle, kulaklarının arkasında tutuşturulmuş tütsüler olan hippiler gibi, parlayan ve gururlu, yağ sürünmüş bir badici gibi çimenlerin üzerinde, bilinçsiz ve rahat bir şekilde yatan biri olabileceğimi düşündüm. Kumsal tarafında bir banyoda, dayanıklı bir beton zeminde, yeni iki parçalık kıyafetimi giyindim.</h3>
<h3></h3>
<h3>Tüylerimin ürpermesi, beyaz ve tombul karnımın üzerine doğru yayıldı ve kalçalarımdaki yumuşak beyaz tüyler sonuna kadar dikeldi-kabuğunu soyan bir deniz kaplumbağası gibi müstehcen ve savunmasız hissettim. Ve banyodan ayrıldığımda, erkeklerin bakışı ben yürüyüp geçerken bile beni iğneliyor gözüktü.</h3>
<h3></h3>
<h3>Bu acayip utanma duygusuna rağmen, onların sırıtan yüzleri bana konsantire olmuştu; kendi gizemime ait bazı ip uçlarını yakaladığımı düşündüm. Bu adamlar bende ne görmüştü-bizim aramızda dalgalanan bu acayip güç neydi, bu mevcut durumu çok hızlı değiştiriyor, bir an kendimi güçlü hissetmemi ve hemen ardından konuşamayacak derecede savunmasız durumda kalmamı sağlıyordu?</h3>
<h3></h3>
<h3>Aliya’yı, birkaç yıl içerisinde, çok küçük bir bikininin içinde hayal ettim. Daha sonra onu Müslüman kıyafetleri içinde örtülü hayal ettim. Hangisinin imajının daha huzur bozucu olduğunu söylemek zordu. Sonra Sufi bir Müslüman olan bir arkadaşın söylediği bir şeyleri düşündüm: bu Sufiler bizim özümüzün, vücudumuzun üzerinde bir merkezden yayıldığına inanıyorlar-biz bir çeşit enerjik ikinci tene sahibiz, ve bu çok hassas ve karşılaştığımız herkese karşı geçirgen. Müslüman erkek ve kadınların, mütevazi kıyafetler giyerek, kendileri ile dünya arasındaki bu yüklü bölgeyi koruduklarını söylemişti.</h3>
<h3></h3>
<h3>70’lerde Güney California’da yetişen birisi olarak öğrenmiştimki, kadın için özgürlüğün anlamı, diğer şeylerle birlikte, azıcık kıyafet giyinmek, ve bu kadın herşey olabilir-ve hala bir bikini içerisinde güzel görünebilirdi. Kendi fiziksel özgürlüğümü keşfetmem, kendi kendimi keşvetmemin önemli bir yöntemi idi ama bu teşhir, bir bedel ile birlikte gelmişti.</h3>
<h3></h3>
<h3>Venice Plajındaki o günden beri, fırtınalı dalgaların cazibesinde yüzmeyi-arzulanmayı istemeyi, diğerlerinin hoş karşılanmayan asılmalarına karşı koymayı, benim kendi gizemli arzularımı araştırmayı öğrenmek için yıllar harcadım. Aynadaki yansımamı incelemek için sayısız saatler harcadım-onu takdir ederek, ondan nefret ederek, başkalarının onun hakkında ne düşündüğünü merak ederek-ve bazan da bana öyle göründü ki; eğer ben aynı insafsız ve dikkatli incelemeyi başka bir hususa yöneltseydim, açık görüşlü olabilir, bir roman yazabilir ya da en azından organik bir sebze bahçesini nasıl yetiştireceğimi bilebilirdim.</h3>
<h3></h3>
<h3>Yakınlardaki bir Cumartesi sabahı, büyük bir mağazada, kalabalık bir giyinme odasında, ince topuklu kolej kızlarının yanında modacıların kot pantolonlarını denedim. Gereksiz yere bebek arabalarına telaşlanan genç anneler ve orta yaşlı, parlak dudaklı ve çatık kaşlı anneler. Birer birer giyinme odalarına dolduk, daha sonra etrafı saran aynalardaki sıramızı almak için dizildik, kalçalarımızı hazır duruma getirip karınlarımızı içe çektik ve boynumuzu, kıçımıza dikkatle bakmak için turna gibi uzattık.</h3>
<h3></h3>
<h3>Sıra bana geldiğinde kalbimin, bacaklarımın kot pantolonun içinde sıkıştığı gibi sıkıştığını hissettim. Yüzüm florasan ışıklarının altında gergin göründü ve birden, yıllardır terettütsüz bir şekilde kendi kendini geliştirme havucunun peşinde koşup, arkamda ağır bir özeleştiri arabası taşıdığım için bitkin hissettim.</h3>
<h3></h3>
<h3>Hayatının bu aşamasında Aliya, çevresindeki dünya tarafından büyülenmişti-aynada gördüğü karşısında değil. Geçen yaz, Blue Ridge Parkway’ın kenarında durup, uzaktaki dağların mavi-siyah çizgisine dikkatlice baktı, uçları, pamuksu bulutlar tarafından sarılmış ve nefesi tutulmuştu. “Bu, şimdiye kadar gördüğüm en güzel şey” diye fısıldadı. Sonuna kadar açılan gözleri bu güzelliğin aynasıydı, ve sakin bir şekilde durarak, ıslak manzarayla harmanlandı. Sonunda biz onun bu rüyasını, onu kolundan çekip arabaya doğru iterek böldük.</h3>
<h3></h3>
<h3>Okulda durum farklı. Onun dördüncü sınıfında, kızlar çoktan kıyafet ve popilerlik arasında bir ilgi kurmuş durumda. Birkaç hafta önce, bir sınıf arkadaşının, sınıftaki bütün kızları modaya uygunluklarına göre sıraya dizdiğini söylerken sesi sinirli bir şekilde yükseldi.</h3>
<h3></h3>
<h3>Anladımki, fiziksel teşhir beni bazı açılardan özgürleştirirken, Aliya kapanmayı seçerek tamamen farklı bir çeşit özgürlüğü keşvedebilecekti.</h3>
<h3></h3>
<h3>Aliy’nın Müslüman kıyafetlerine olan ilgisinin ne kadar süreceği noktasında hiçbir fikrim yok. Eğer İslam’ı seçerse, imana güveniyorum ki; bu ona alçak gönullülüğü, toleransı, adalet duygusunu getirecek-onun babasının yolunun yaptığı gibi. Onu korumak için çok güçlü bir arzu duyduğum için, aynı zamanda bu seçimin, hayatı kendi ülkesinde onun için zor kılacağından endişe duyuyorum. Yakınlarda Kuran’ın açılış mısraları olan fatihayı ezberledi ve babasını ona Arapça öğretmesi için sıkıştırıyor. Aynı zamanda yetenekli bir dağ bisikletçisi oluyor. Benimle ağaçlı patikada bisiklet sürerek, baldırlarına çamur sıçratıp, kabarmış dereden geçiyor.</h3>
<h3></h3>
<h3>Geçen gün onu okula bıraktığımda, her zaman yaptığım gibi hızlı bir şekilde arabayı geri sürmek yerine, onun çocuk kalabalığına yürüyüşünü izledim, sırt çantasının ağırlığı altında, sanki bir fırtınaya karşı koyuyormuş gibiydi. İdealist bir şekilde hareket ediyordu, diğerlerinden tamamen ayrı, benim onun yaşındayken olduğumdan çok farklı bir şekilde. Ve bir kere onun bana ne kadar gizemli olduğunu fark ettim. Bunu yapan sadece başının örtülü olması değildi: bu diğerlerinin onun hakkında ne düşündüğü endişesine sahip olmamasıydı. Bu, çekmecesinde, hiç dokunulmamış Cadılar Bayramı şekerlemeleri bulmak gibi bir şeydi, ben çocukken bu şekerlemeler tarafından neredeyse esir alınmıştım. Bu onun bir okyanus yerine bir kitaba dalmayı tercih etmesiydi-ki okumaktan o kadar tükenmiş hissediyordu ki, içerden benim onu çağırdığımı bile duyamıyordu.</h3>
<h3></h3>
<h3>Onun girişte diz çökerek çantasından, diğer çocukların sakız paketi ya da ruj saklamak için kullandığı yerden, temizce katlanmış kıyafetlerini almasını izledim. Çantayı kafasının üzerinden sırtına atarak omuzlarını kapattığında, o, küçük kardeşimin süper kahraman rolü yaparken göründüğü gibi göründü.</h3>
<h3></h3>
<h3>Ben oradan uzaklaşmaya başladığımda, başörtüsünün, onun sınırsız hayallerini, güçlü algısını, fıtri iyiliğini korumak için sihirli bir gücü olduğunu düşündüm. Bir sürü kadının gençlik tuzağına düştüğü o aynalı mağazadan, bütün bu parmağımızın ucuna kadar gelen ve artan seçeneklere rağmen ortaya çıkan tatminsizlik duygusundan, onu koruduğunu, geleceğe doğru uçarken onun için güvenli bir koruma oluşturduğunu hayal edebildim sadece.</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<p><strong></p>
<h3><strong>Krista Bremer*, </strong>2008 Pushchart Prize(Amerikan Edebiyat Ödülü)’ü ve Jaffe Foundation Writers’ Award ödülü sahibidir. Edebiyat dergisi The Sun’ın yardımcı yayıncısı, ve kendi çift kültürlü evliliği hakkında bir anı yazısı yazmaktadır.</h3>
<p></strong></p>
<h3></h3>
<p><strong></p>
<h3><strong>Bu makale Timeturk için Turgut Alp Boyraz tarafından tercüme edilmiştir.</strong></h3>
<p></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fikiralemi.com/2010/07/27/yabanci-bir-kadinin-gozuyle-tesettur-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>özdemir ince İslam düşmanıdır</title>
		<link>http://fikiralemi.com/2010/07/25/ozdemir-ince-islam-dusmanidir/</link>
		<comments>http://fikiralemi.com/2010/07/25/ozdemir-ince-islam-dusmanidir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 08:44:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[hürriyet gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[hürriyet haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[islam düşmanı medya]]></category>
		<category><![CDATA[kuran ı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir ince kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir ince turan dursun]]></category>
		<category><![CDATA[sapıtan kişiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fikiralemi.com/?p=296</guid>
		<description><![CDATA[Özdemir İnce adlı Hürriyet gazetesi yazarı ve islam düşmanı kişi 24 temmuzda yazdığı yazıda yine İslam&#8217;ı hedef aldı.

Kartel yazarı Özdemir İnce, yüce kitabımız Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e çirkin saldırılarda bulundu. İnce, Kur&#8217;an&#8217;ın bazı ayetlerinin vahiy yoluyla inmediğini ve sonradan eklendiğini söyleme cüretinde bulundu. Dr. Ebubekir Sifil ise, İnce&#8217;ye sert tepki göstererek, İnce&#8217;nin halt ettiğini ve boşboğazlılık yaptığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Özdemir İnce adlı Hürriyet gazetesi yazarı ve islam düşmanı kişi 24 temmuzda yazdığı yazıda yine İslam&#8217;ı hedef aldı.</h3>
<h3></h3>
<h3>Kartel yazarı Özdemir İnce, yüce kitabımız Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e çirkin saldırılarda bulundu. İnce, Kur&#8217;an&#8217;ın bazı ayetlerinin vahiy yoluyla inmediğini ve sonradan eklendiğini söyleme cüretinde bulundu. Dr. Ebubekir Sifil ise, İnce&#8217;ye sert tepki göstererek, İnce&#8217;nin halt ettiğini ve boşboğazlılık yaptığını belirtti.</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3><strong>HÜSEYİN KULAOĞLU&#8217;nun haberi</strong></h3>
<h3></h3>
<h3>Yüzyıllardır İslam&#8217;a, yüce kitabımız Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e ve Müslümanlara saldıran oryantalistler, günümüzde de görevlerini sürdürüyorlar. Aydın Doğan&#8217;ın sahibi olduğu Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapan Özdemir İnce, “İslam ve İktisat” başlıklı dünkü köşe yazısında, İslam&#8217;a ve yüce kitabımız Kur&#8217;an&#8217;a saldırma cüretinde bulundu. Yazısının başında Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in vahiy olarak indirildiğini kendi aklınca yorumlamaya yeltenerek, kutsal kitabımıza saldıran kartel yazarı İnce, Kur&#8217;an&#8217;ın tek olmadığını ve birden fazla çeşidinin olduğunu da ima etti.</h3>
<h3></h3>
<h3>İNCE, ÇİRKİNLİKTE SINIR TANIMADI</h3>
<h3>Türkiye&#8217;nin Selman Rüştü&#8217;sü olan Turan Dursun&#8217;un kitabından alıntılar yapan Özdemir İnce; zina ayetinin Kur&#8217;an&#8217;da olamayacağını, bugün elimizde tuttuğumuz Kur&#8217;an&#8217;ın 5-6 ayrı kitaptan biri olduğunu ve Kur&#8217;an&#8217;da böyle bir hüküm olmayacağı cüretinde bulundu. İnce alıntısının devamında çirkinliğine devam ederek, annemiz Hz. Aişe&#8217;ye iftira atarak, Kur&#8217;an&#8217;daki Ahzab Sûresi&#8217;nin eksik yazıldığı yalanına başvuruyor. Yazısının her satırından küstahlık akan İnce, Nahl Sûresi 71. ayetinde işlenen “rızık” konusunu gündeme getirerek bu ayetin, vahiy yoluyla indiğine inanmanın çok güç olduğunu, ayetin Kur&#8217;an&#8217;a sonradan eklendiğini iddia etti.</h3>
<h3></h3>
<p><img class="aligncenter" src="http://www.habervaktim.com/resim/resim133222_2.jpg" alt="" width="240" height="240" /></p>
<h3>DR. SİFİL: İNCE, UKALALIK VE BOŞBOĞAZLIK YAPMIŞTIR</h3>
<h3>Araştırmacı-yazar Dr. Ebubekir Sifil, Hürriyet gazetesi yazarı Özdemir İnce&#8217;ye sert tepki gösterdi. Oryantalistlerin geçmişten bugüne kadar bu tür saldırılarına devam ettiğini söyleyen Sifil, İnce&#8217;nin ukalalık ve boşboğazlık yaptığını belirtti. İnce&#8217;nin yazısında halt ettiğini ifade eden Sifil, Kur&#8217;an ilimleri sahasında tahsili olmayan bir insanın, Kur&#8217;an hakkında bu tarz fikirler ileri sürmesinin boşboğazlılık olduğunu kaydetti. Sifil, İnce&#8217;ye; “Sen bunun tahsilini gördün mü? Görmedin. Kur&#8217;an&#8217;ı ana dilinde okuyabiliyor musun? Hayır. Kur&#8217;an tarihi ile ilgili temel kaynaklara inme şansın var mı? Hayır. Peki, ne halt etmeye bu işle uğraşıyorsun. Senin yaptığın ukalalıktır, bu ilim ahlakına, edebine uymaz” dedi.</h3>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fikiralemi.com/2010/07/25/ozdemir-ince-islam-dusmanidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>türkeş ağlıyordu</title>
		<link>http://fikiralemi.com/2010/07/25/turkes-agliyordu/</link>
		<comments>http://fikiralemi.com/2010/07/25/turkes-agliyordu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 08:34:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül 1980]]></category>
		<category><![CDATA[alparslan türkeş 12 eylül]]></category>
		<category><![CDATA[darbeler]]></category>
		<category><![CDATA[erbakan ve 12 eylül]]></category>
		<category><![CDATA[mhp 12 eylül]]></category>
		<category><![CDATA[türkeş ve darbeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fikiralemi.com/?p=294</guid>
		<description><![CDATA[Darbenin ikinci gününün sabahında MHP lideri Türkeş, Genelkurmay&#8217;ı arayarak yerini bildirdi. Çocuklarına sıkıca sarılarak, kendisini alıp götürecek askerleri beklemeye başladı&#8230;

27 Mayıs 1960&#8242;ta ordu yönetime el koyduğunda radyodan genç bir albayın sesi yankılanıyordu. Silahlı Kuvvetler&#8217;in yönetime el koyduğunu bildiren bu sesin sahibi, 12 Eylül darbesi döneminde “tabutluk”a konulan, türlü işkencelerden geçirilen Alparslan Türkeş&#8217;ten başkası değildi. 12 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Darbenin ikinci gününün sabahında MHP lideri Türkeş, Genelkurmay&#8217;ı arayarak yerini bildirdi. Çocuklarına sıkıca sarılarak, kendisini alıp götürecek askerleri beklemeye başladı&#8230;</h3>
<h3></h3>
<h3>27 Mayıs 1960&#8242;ta ordu yönetime el koyduğunda radyodan genç bir albayın sesi yankılanıyordu. Silahlı Kuvvetler&#8217;in yönetime el koyduğunu bildiren bu sesin sahibi, 12 Eylül darbesi döneminde “tabutluk”a konulan, türlü işkencelerden geçirilen Alparslan Türkeş&#8217;ten başkası değildi. 12 Eylül&#8217;ün mağdurları safındaki bu siyasi kişiliğine Star yazarı Ahmet Kekeç&#8217;in “Derin Roman” adlı kitabında ilginç anekdotlarla yer veriliyor. Kitapta anlatıldığına göre, darbeden haberdar olan Türkeş, sol bir darbeden korktuğu için 12 Eylül günü evini boşaltmış, eşi ve çocuklarını bir yakınının evine yerleştirdikten sonra kendisi de Gaziosmanpaşa&#8217;daki bir eve geçmişti. 13 Eylül günü darbenin niteliği anlaşılınca MHP&#8217;liler yıllar sonra, “Biz içerdeyiz ama fikrimiz iktidarda” demişlerdi.</h3>
<h3></h3>
<p><img class="aligncenter" src="http://www.habervaktim.com/resim/resim133193_2.jpg" alt="" width="240" height="240" /></p>
<h3>GENELKURMAY&#8217;I ARAYIP ADRESİNİ VERDİ</h3>
<h3></h3>
<h3>13 Eylül sabahı erken kalkan Türkeş telefonun başına geçerek Genelkurmay Başkanlığı arayarak kaldığı yerin adresini verdi. Saat 08.30&#8242;da 3 askeri araç eşliğinde bir albayla bir yüzbaşı gelip Türkeş&#8217;i aldılar. Etimesgut Havaalanı&#8217;na gittiler. Orada bir askeri uçak onları bekliyordu. Türkeş, önce İzmir Çiğli Havaalanı&#8217;na, sonra da bir helikopterle Uzunada&#8217;ya götürüldü.</h3>
<h3></h3>
<h3>KIZININ HIÇKIRIKLARINI HİÇ UNUTAMADI</h3>
<h3></h3>
<h3>Türkeş, Uzunada&#8217;da eşi ve çocukları ile kalan Erbakan&#8217;a komşuydu. Bir hafta sonra Türkeş de çocuklarını yanına aldırttı. 28 gün sonra Erbakan ve Türkeş aileleriyle birlikte askeri bir uçakla Çiğli Havaalanı&#8217;ndan Etimesgut&#8217;a götürüldüler. Havaalanında çocuklarından ayrılmaları gerekiyordu. Uçaktan indiklerinde küçük kızı Türkeş&#8217;in kucağındaydı. Onları alıp götürecek subaylar gelince Türkeş çocuklarına sarıldı, tek tek hepsini öptü. Küçük kız kollarını babasının boynuna dolamıştı. Ayrılmak istemiyordu. Görevliler ikaz edince ağlamaya başladı. Türkeş&#8217;in de gözleri dolmuştu. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı&#8217;na getirildiğinde kulağında kızının hıçkırıkları vardı hala.</h3>
<h3></h3>
<h3>Hücreleri izleniyordu</h3>
<h3></h3>
<h3>O gün birisi sivil 6&#8217;sı asker toplam 7 savcı tarafından 12 saat kesintisiz sorguya alınan Türkeş&#8217;e bankadaki parasını, dört evinin hesabını, partide bulunan belgelerin mahiyetini, her şeyi soruyorlardı. Sorgusu tamamlanan MHP Lideri geceyarısından sonra Ankara Dil Okulu&#8217;na gönderildi. Hemen ardında da Erbakan getirildi. İki koalisyon ortağı, Birinci ve ikinci Milliyetçi Cephe hükümetlerinde Başbakan Yardımcılığı yapmış 2 siyasi lider, şimdi aynı odadaydılar. O gece hiç konuşmadılar. Odanın dinlendiğini düşünüyorlardı. Bu düşüncelerinde haklıydılar. Kaldıkları oda özel bir yöntemle izleniyordu. 2 Ekim&#8217;de gazeteler Türkeş ve 28 MHP&#8217;linin tutuklandığını yazıyordu manşetlerinde.</h3>
<h3></h3>
<h3>Donanma&#8217;ya önerdiği isim Türkeş&#8217;i tutuklattı</h3>
<h3></h3>
<h3>Türkeş, eski bir askerdi ve ordu içinde çok sayıda taraftarı vardı. Kenan Evren&#8217;in Genelkurmay Başkanı seçilmesinde dolaylı katkıları olmuştu. Konsey üyesi Nejat Tümer&#8217;in Deniz Kuvvetleri Komutanlığı&#8217;na getirilmesinde de Başbakan Yardımıcısı olarak etkin bir rol oynamıştı. Türkeş, hayatındaki en uzun tututukluluk günlerine başladığında, “Milli Güvenlik Konseyi&#8217;nin oluşmasındaki dolaylı katkılarını hatırlayıp acı acı gülecekti. Kendi eliyle göreve getirdiği Nejat Tümer tarafından Uzunada&#8217;da “zorunlu ikamete” memur edilmişti.</h3>
<h3></h3>
<h3>Erbakan ve Türkeş cezaevinde</h3>
<h3></h3>
<h3>12 Eylül yöneticileri liderlere farklı muamele yapıyordu. Demirel ve Ecevit Hamzaköy&#8217;de ikamete tabi tutulurken, Erbakan ve Türkeş&#8217;e layık görülen “tutukluluk”tu. Turan Feyzioğlu ise hükümet kurma çalışmalarında darbecilere danışmanlık yapıyordu. Star</h3>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fikiralemi.com/2010/07/25/turkes-agliyordu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çelik: Teröre ve TSK&#8217;ya mühimmat satanlar aynı</title>
		<link>http://fikiralemi.com/2010/07/18/celik-terore-ve-tskya-muhimmat-satanlar-ayni/</link>
		<comments>http://fikiralemi.com/2010/07/18/celik-terore-ve-tskya-muhimmat-satanlar-ayni/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Jul 2010 14:23:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[tsk terör emperyalizm hüseyin çelik ak parti]]></category>
		<category><![CDATA[tsk ve terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fikiralemi.com/?p=291</guid>
		<description><![CDATA[AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik, terörün uluslararası bağlantılarına dikkat çekerek, Türk Silahlı Kuvvetlerine mayın dedektörü

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik, terörün uluslararası bağlantılarına dikkat çekerek, Türk Silahlı Kuvvetlerine mayın dedektörü satanlarla PKK&#8217;ya mayın satanların aşağı yukarı aynı firmalar olduğunu belirtti.

Hüseyin Çelik, Esenyurt&#8217;ta Özalp Saray İlçeleri Kültür [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik, terörün uluslararası bağlantılarına dikkat çekerek, Türk Silahlı Kuvvetlerine mayın dedektörü</h3>
<h3></h3>
<h3>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik, terörün uluslararası bağlantılarına dikkat çekerek, Türk Silahlı Kuvvetlerine mayın dedektörü satanlarla PKK&#8217;ya mayın satanların aşağı yukarı aynı firmalar olduğunu belirtti.</h3>
<h3></h3>
<h3>Hüseyin Çelik, Esenyurt&#8217;ta Özalp Saray İlçeleri Kültür ve Dayanışma Derneği&#8217;nin açılışına katıldı. Buradaki konuşmasında demokratik açılım paketi, terörle mücadele ve referandum konularına değinen Çelik, AK Parti iktidarının 8 yıllık icraatları hakkında da davetlilere bilgi verdi. Konuşmasında terörün uluslararası boyutuna dikkat çeken Hüseyin Çelik, TSK&#8217;ya mayın dedektörleri satanlarla PKK&#8217;ya mayın satanların aynı kişiler olduğunu, bu kişilerin kaos ortamının bitmesini istemediğini dile getirdi.</h3>
<h3></h3>
<h3>Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin (CHP), &#8216;Yolsuzluk yapıyorlar&#8217; iddialarına sert cevap veren Çelik, hangi hükümet mensubuyla ilgili 8 yıllık dönemde yolsuzluk tespit etti ise muhalefetin derhal mahkemeye başvurmasını istedi. Çelik, &#8220;Eğer yolsuzluk olduğunu iddia ediyorsanız ve mahkemeye vermiyorsanız suça ortak oluyorsunuz demektir. Aynı suçu siz işliyorsunuz demektir. Bunların yaptığı resmen, &#8216;çamur at tutmasa izi kalır&#8217; mantığıdır. Eğer elinizde gerçekten belgeler varsa gidip mahkemeye başvurun.&#8221; diye konuştu.</h3>
<h3></h3>
<h3>Demokratik açılım ve referanduma karşı bir ret cephesi oluştuğunu ifade eden Çelik, bu cephedeki CHP, MHP, BDP ve PKK&#8217;nın aynı safta olduğunu dile getirdi. Muhalefetin Anayasa değişikliğine &#8216;Hayır&#8217; demesinin halkçılık olmadığını ve ülkenin yararına olmayacağını açıklayan Çelik, &#8220;Ancak ben inanıyorum ki halkamız sandığına gidecek ve &#8216;Evet&#8217; oyunu kullanacak. Demokratikleşme ve ekonomik ilerleme birbirine paraleldir. Eğer bir ülkede Demokrasi yoksa o ülkede ekonomi de iyi olmaz. Sadece peynir-ekmek ve fakir-zengin edebiyatı yapmakla olmuyor. Halkın özgürlüğü yokken karnı tok olsa neye yarar. Biz hem halkımızın refahını yükselteceğiz hem de özgürlüğünü artıracağız.&#8221; dedi. Hem Türk, hem de Kürt ırkçılığının kimseye bir faydası olmadığını belirten Çelik, AK Parti iktidarının ırkçılığı ayaklar altına aldığını söyledi.</h3>
<h3></h3>
<h3>CİHAN</h3>
<h3></h3>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fikiralemi.com/2010/07/18/celik-terore-ve-tskya-muhimmat-satanlar-ayni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>srebrenitsa katliamı</title>
		<link>http://fikiralemi.com/2010/07/11/srebrenitsa-katliami/</link>
		<comments>http://fikiralemi.com/2010/07/11/srebrenitsa-katliami/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Jul 2010 09:38:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[bosna hersek]]></category>
		<category><![CDATA[katliamlar]]></category>
		<category><![CDATA[srebrenitsa katliamı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fikiralemi.com/?p=289</guid>
		<description><![CDATA[Bosna’da Srebrenitsa katliamı kurbanları anılıyor. 15 yıl aradan sonra bugün 775 kişi daha törenle defnedilecek. Acılı anneler çocuklarının cesetleri nasıl teşhis ettiklerini anlattı;
Bosna-Hersek&#8217;teki savaşta 11 Temmuz 1995 tarihinde 8 bin erkeğin katledildiği Srebrenitsa&#8217;da, soykırımın 15. yıl anma törenleri, kurbanların mezarlarının bulunduğu Potaçari&#8217;de geniş katılımla yapılıyor.
Avrupa&#8217;nın İkinci Dünya Savaşından sonra yaşadığı en büyük trajedi olan Srebrenitsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bosna’da Srebrenitsa katliamı kurbanları anılıyor. 15 yıl aradan sonra bugün 775 kişi daha törenle defnedilecek. Acılı anneler çocuklarının cesetleri nasıl teşhis ettiklerini anlattı;</p>
<p>Bosna-Hersek&#8217;teki savaşta 11 Temmuz 1995 tarihinde 8 bin erkeğin katledildiği Srebrenitsa&#8217;da, soykırımın 15. yıl anma törenleri, kurbanların mezarlarının bulunduğu Potaçari&#8217;de geniş katılımla yapılıyor.</p>
<p>Avrupa&#8217;nın İkinci Dünya Savaşından sonra yaşadığı en büyük trajedi olan Srebrenitsa soykırımının 15. yıldönümünde, yine hüzün ve gözyaşı hakim&#8230; Boşnak aileleri erkeksiz, çocukları babasız, anneleri evlatsız bırakan bu soykırımın acısı, aradan geçen 15 yıla rağmen hiç dinmedi.</p>
<p>Bir zamanlar evlatları ve kocalarıyla yaşadıkları mutlu hayatı ansızın yok edilen Srebrenitsalı kadınları yalnız bırakmamak için on binlerce Boşnak törenlerin yapılacağı alanda bir gün öncesinden toplanmaya başladı. Etrafı ormanlarla çevrili yeşil arazi üzerine &#8220;beyaz zambaklar&#8221; gibi dizilen uçsuz bucaksız mezar taşlarının bulunduğu Potoçari&#8217;de toplanan Müslümanlar, savaşta kaybettiği yakınları için dua ediyor ve gözyaşı döküyor.</p>
<p>Bosna-Hersek&#8217;ten ve yurt dışından törenler için gelen insanlardan bazıları geceyi Potoçari Mezarlığı çevresinde kurulan çadırlarda ve kentteki Boşnak ailelerin yanında geçirdi.</p>
<p>İnsanların yüreğindeki acı ve hüzün yüzlerine de yansıyor. Gülmeyi adeta unutmuş bu insanlar, sadece derin bir sessizlik içinde 15 yıl önce dünyanın gözleri önünde yaşanan trajedinin hüznünü yaşıyor.</p>
<p>Törenler bir büyük buluşmaya da sahne oluyor. 15 yıl önce baba, kardeş, eş olanlar yemyeşil örtülere bürünmüş narin ve hafif tabutlarıyla Poto çari&#8217;de bir araya geldi. Doğum tarihleri farklı, ancak ölüm tarihleri hep 11 Temmuz 1995 tarihini gösteren 775 tabut, ilk olarak bu insanların &#8220;umut&#8221; diye içeri girmeye çalıştığı BM bünyesinde görev yapan Hollanda birliğinin konuşlandığı fabrikanın içinde bekletildi. 15 yıldır kaybettikleri ve bir mezarın dahi çok görüldüğü yakınlarının tabutlarına sarılan kadınlar gözyaşı döktü.</p>
<p><img src="http://www.timeturk.com/images_1/news/110720101145096436829_3.jpg" alt="" /></p>
<p>Bu gözyaşları, 15 yıl önce katledilen, daha sonra bedenleri parçalara bölünüp çeşitli toplu mezarlarda bulunan, uzun çalışmalar sonucu kimlikleri belirlenen kurbanlar için akıtılıyordu.</p>
<p>Anneleri onları doğururken kolsuz, bacaksız, başsız doğurmamış tı&#8230; Ancak onların tabutları çok hafifti. Çünkü birçoğunun bedeninin bir kısmı hala bilinmeyen yerlerde saklı duruyordu. Tabutlar içinde ise kimisinin tek bacağı, kimisinin sadece kaburgaları, kimisinin ise sadece kafatası bulunuyordu. Hala iki bin kişinin yakınları, kurbanlarının bir tırnağını dahi bulamadı.</p>
<p><img src="http://www.timeturk.com/images_1/news/110720101145263952579_3.jpg" alt="" width="366" height="244" /></p>
<p>Bazı kadınların pencerelerinden düşen güneşin hüzmeleriyle aydınlanan fabrikanın geniş alanında yakınının cenazesini bulmak için tabutların üzerindeki küçük harflerle yazılmış isimleri tek tek kontrol etmesi ise yürek burkan bir başka manzara.</p>
<p>Tabutlar başında ağlayan kadınlar, bir taraftan kaybettikleri için gözyaşı döküyor, diğer taraftan yakınlarını 15 yıl sonra olsa bile inançları doğrultusunda toprağa verecek olmanın buruk sevincini yaşadı.</p>
<p>Cenazelerin fabrikadan törenin yapılacağı alana taşınma süreci ise saatler sürdü. Yaklaşık 300 metre ötedeki mesafeye elden ele uzatılarak taşınan yeşil örtülere sarılmış tabutlar numaralarına göre bulunduğu yerden alındı. Tabutlar, elden ele uzatılarak Potoçari Mezarlığı&#8217;nda cenaze namazlarının kılınacağı alana tek tek dizildi. Yine burada da her tabutun başında aileleri ve yakınları gözyaşı dökerek dayanılması zor bir tablo oluşturdu. Burada tabutlar başına toplanan kadınların kimi ağabeyisi, kimi kardeşi, kimi eşi, kimisi ise babası için gözyaşı döktü.</p>
<p><img src="http://www.timeturk.com/images_1/news/110720101145567975537_3.jpg" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fikiralemi.com/2010/07/11/srebrenitsa-katliami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>gerçek ülkücüler anaysa değişikliğine evet diyecek</title>
		<link>http://fikiralemi.com/2010/07/09/gercek-ulkuculer-anaysa-degisikligine-evet-diyecek/</link>
		<comments>http://fikiralemi.com/2010/07/09/gercek-ulkuculer-anaysa-degisikligine-evet-diyecek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 08:55:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa değişikliği ve ülkücüler]]></category>
		<category><![CDATA[mhp ve ülkücüler]]></category>
		<category><![CDATA[sivil anaysaya evet]]></category>
		<category><![CDATA[ülkücü camia]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fikiralemi.com/?p=287</guid>
		<description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi&#8217;nin Anayasa değişiklik paketindeki bazı maddeleri kısmı iptal etmesi ülkücü camiayı harekete geçirdi.

Anayasa Mahkemesi&#8217;nin Anayasa değişiklik paketindeki bazı maddeleri kısmı iptal etmesinin ardından 12 Eylül tarihinde referanduma sunulacak değişikliklere bir destek de ülkücü camiadan geldi. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında mağdur olan kesimlerin başında gelen ülkücüler, darbenin yıldönümünde yapılacak referanduma &#8216;zulüm görmüş, işkence çekmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Anayasa Mahkemesi&#8217;nin Anayasa değişiklik paketindeki bazı maddeleri kısmı iptal etmesi ülkücü camiayı harekete geçirdi.</h3>
<h3></h3>
<h3>Anayasa Mahkemesi&#8217;nin Anayasa değişiklik paketindeki bazı maddeleri kısmı iptal etmesinin ardından 12 Eylül tarihinde referanduma sunulacak değişikliklere bir destek de ülkücü camiadan geldi. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında mağdur olan kesimlerin başında gelen ülkücüler, darbenin yıldönümünde yapılacak referanduma &#8216;zulüm görmüş, işkence çekmiş arkadaşlarının anısıyla&#8217; giderek evet oyu vereceklerini açıkladı.</h3>
<h3></h3>
<h3>Darbenin 30. yıldönümünün referandum ile aynı güne denk gelmesi ülküceler için ayrı bir önem taşıyor. Çünkü ülkücüler işkence gören, hapis yatan ve hayatları karartılmak istenen birçok arkadaşı için Anayasa değişiklik paketine &#8216;evet&#8217; oyu vererek darbeci zihniyetle hesaplaşmak istiyor.</h3>
<h3></h3>
<p><strong></p>
<h3><strong>ACIYI ÇEKENLER YAPSIN İSTERDİM</strong></h3>
<p></strong></p>
<h3>12 Eylül öncesinde Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapmış Çorum eski Milletvekili Hasan Çağlayan, değişiklikleri Türkiye&#8217;nin vizyonunun değişmesi ve demokratik bir ülkeye gidişin ilk basamağı olarak gördüğünü söyledi. &#8220;Değişiklikteki bütün maddeleri, Türkiye&#8217;nin geleceği açısından umut dolu görüyorum&#8221; diyen Çağlayan, şunları söyledi:</h3>
<h3></h3>
<h3>&#8220;Referandum tarihinde zulme maruz kalmış binlerce ülkücünün acısı dinecek. Sağ kesimde de 12 Eylül&#8217;ün mağduru olan, dönemin acı çeken hareketleri ve partileri var. Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), köken itibariyle ülkücü camia ve milliyetçi hareket 9 tane idam vermiş. Belki 100 binin üzerinde kişi zindanlarda yatmış. Zulüm, işkence, her türlü eza, cefayı gören bir hareket. Bu işin başlangıcını isterdim ki bizim jenerasyondan gelen bizim gibi acıyı çeken insanlar yapsaydı. Yani bu konuda AK Parti&#8217;ye haset ettim. Diğer partiler meseleye &#8216;parti çıkarı&#8217; şeklinde yaklaşıyor. Kabul çıkarsa geleceklerinin nasıl olacağı ile ilgili bir tahlil yapıyorlar. Parti menfaatleri açısından bakıldığı için yanlışlıklar ortaya çıkıyor. MHP&#8217;nin yaklaşımını da hoş bir durum olarak görmüyorum. Şu andaki çıkan şekliyle bile inşallah halkımız, kabul oyu vererek 12 Eylül&#8217;le gelen darbeci zihniyetin arızalarını ortadan kaldırır.&#8221;</h3>
<h3></h3>
<p><strong></p>
<h3><strong>TÜRKİYE&#8217;NİN İHTİYACI VAR</strong></h3>
<p></strong></p>
<h3>Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür ise bazı maddelerin iptal edilmesini &#8220;eksikliklerin giderilmesi&#8221; olarak nitelendirdi. Ancak değişikliklerin referanduma sunulacak olmasının önemli olduğunu söyleyen Gürgür, &#8220;Pakete, ülkenin ihtiyacı var. Çünkü yargı sisteminin yeniden düzenlenmesi ve hal egemenliğine dayalı olan demokratik sistemi yürütecek bir Anayasa gerekiyordu. 1961 Anayasası başta yüksek mahkemeler olmak üzere millet egemenliğini kullanacak organlar oluşturuldu. Darbecilere yargı yolunun açılması sadece bir boyutu ancak genel anlamda Türkiye&#8217;nin değişikliklere ihtiyacı var&#8221; diye konuştu.</h3>
<h3></h3>
<p><strong></p>
<h3><strong>DARBEYİ YARGILAYACAĞIZ</strong></h3>
<p></strong></p>
<h3>Ülkücü camianın bilinen isimlerinden Musa Serdar Çelebi de değişiklik paketine destek verdi. 12 Eylül ihtilaline sebep olanların yargılanmasının önemli olduğunu ifade eden Çelebi, &#8220;12 Eylül, Türkiye&#8217;nin en idealist evlatlarını yok eden devre dışı bırakan bir müdahaledir. Darbeci zihniyetin yargılanarak bir daha bunlara teşebbüs etme cesaretinin kırılmasını arzu ediyoruz. Sağ, sol çatışmalarıyla ihtilal ortamına sürüklenmiş ve kardeş kavgası önlenebilecekken ihtilal şartlarının oluşması adeta beklenilmiş ve müdahale edilmiştir. Ülkücü ve solcu bana göre hepsi idealist olan vatan evlatları cezalandırılmış, devre dışı bırakılmış ve imha edilmiştir. Çanakkale&#8217;den sonra en büyük kayıplarımızdan birisidir. Bir neslin kaybıdır. Hapislerde çürütülmüş, işkencehanelerde hasta edilmiş nesillerin dışında bir de siyasi hayata etkileri yok edilmek istenmiştir. İnşallah 12 Eylül&#8217;de halkımız tavrını koyacaktır. 12 Eylül darbesini ve onu takip eden yanlış hareketlerin hepsini bu yolla yargılamış olacaktır. Millete söz söyleme fırsatı verildiği zaman gerçekleşecek bir kararı ifade edecek. Bu yanlışlığı oylarımızla teyit edeceğiz. Haksız yere zulüm görmüş, işkence çekmiş arkadaşlarımızın anısına bunu yapacağız&#8221;</h3>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fikiralemi.com/2010/07/09/gercek-ulkuculer-anaysa-degisikligine-evet-diyecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>davutoğlu cnn türk muhabirini susturdu</title>
		<link>http://fikiralemi.com/2010/07/09/davutoglu-cnn-turk-muhabirini-susturdu/</link>
		<comments>http://fikiralemi.com/2010/07/09/davutoglu-cnn-turk-muhabirini-susturdu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 08:54:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet davutoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[cnn türk davutoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[davudoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[dış işleri bakanı ahmet davutoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[israil türkiye ilişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://fikiralemi.com/?p=285</guid>
		<description><![CDATA[Londra&#8217;da bir konferans veren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İsrail lobisi üyelerinin de bulunduğu konferans salonunda Aydın Doğan&#8217;ın sahibi olduğu CNN Türk televizyonunun “Siz, &#8216;Kudüs&#8217;te namaz kılacağız&#8217; gibi fanteziler üreterek, Türkiye&#8217;yi uluslararası arenada zor durumda bırakmıyor musunuz?” sorusuna çok ilginç bir cevap verdi&#8230;


MEHMET NEDİM ASLAN/LONDRA

İngiltere&#8217;nin başkenti Londra&#8217;daki resmi temasları çerçevesinde İngiliz meslektaşı William Hague ile görüşen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Londra&#8217;da bir konferans veren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İsrail lobisi üyelerinin de bulunduğu konferans salonunda Aydın Doğan&#8217;ın sahibi olduğu CNN Türk televizyonunun “Siz, &#8216;Kudüs&#8217;te namaz kılacağız&#8217; gibi fanteziler üreterek, Türkiye&#8217;yi uluslararası arenada zor durumda bırakmıyor musunuz?” sorusuna çok ilginç bir cevap verdi&#8230;</h3>
<h3></h3>
<h3></h3>
<h3><strong>MEHMET NEDİM ASLAN/LONDRA</strong></h3>
<h3></h3>
<h3>İngiltere&#8217;nin başkenti Londra&#8217;daki resmi temasları çerçevesinde İngiliz meslektaşı William Hague ile görüşen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, önceki gün akşam saatlerinde de Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü&#8217;da (Chatham House) “Yeni Dünya Düzeni&#8217;nde Transatlantik İlişkilerin Rolü” konulu bir konferans verdi. Yaklaşık 45 dakika süren konuşmasında Davutoğlu, Türkiye&#8217;nin ekseninin değiştiğine dair yorumlara katılmadığını belirterek, dünyanın ekseninin değiştiğini ve Türkiye&#8217;nin buna paralel olarak daha aktif hale geldiğini söyledi.</h3>
<h3></h3>
<p><strong></p>
<h3><strong>TEHDİT EDERSENİZ, DÜŞMAN KAZANIRSINIZ</strong></h3>
<p></strong></p>
<h3>Türkiye&#8217;nin Soğuk Savaş döneminde NATO&#8217;nun doğusunda bulunduğunu ancak yeni dünya düzeninde merkezinde yer aldığını kaydeden Davutoğlu, NATO&#8217;nun sadece askeri seçeneklerle sorunları çözemeyeceğini, bölgede ve dünyadaki sorunların “yumuşak güç” ve diplomasiyle çözüleceğine inandığını kaydetti. Türkiye&#8217;nin “yumuşak güç” diplomasisiyle bölgedeki sorunları çözmeye çalıştığını kaydeden Davutoğlu, Lübnan&#8217;daki cmuhurbaşkanlığı krizi, Irak&#8217;taki Sünnilerin siyasi sürece dahil olmaları konusunda yaptıkları çalışmaların başarılı olduğunu ifade etti. NATO&#8217;nun askeri gücün yanında bir de kriz bölgelerindeki sorunları çözecek diplomatik bir birime ihtiyacı olduğunu söyleyen Davutoğlu, sorunların tehditlerle değil vizyon üreterek çözülebileceğini söyledi. Davutoğlu, “Eğer tehdit ederseniz, düşman kazanırsınız.” dedi.</h3>
<h3></h3>
<p><strong></p>
<h3><strong>TÜRKİYE KİMSENİN TEBASI DEĞİL</strong></h3>
<p></strong></p>
<h3>Batı basınında çıkan “Türkiye&#8217;yi kaybediyoruz, Türkiye eksen değiştiriyor” yorumlarının Türkiye&#8217;ye hakaret olduğunu söyleyen Davutoğlu, “Türkiye&#8217;yi kaybediyoruz demek, Türkiye&#8217;ye hakarettir. Bu demek oluyor ki, şimdiye kadar Türkiye&#8217;yi kendilerinden biri olarak görmemişler. Bizler teba değiliz ki kaybedilelim. Bizim aktif dış politikamızdan rahatsız olan bazı yerler bunu dillendiriyor. Ama biz çevremizde sorun olmasını istemiyoruz. Kriz çıktığında bunun faturasını biz ödüyoruz.” dedi.</h3>
<h3></h3>
<p><strong></p>
<h3><strong>BATI, YAPTIRIM KARARI ALIRKEN TÜRKİYE&#8217;YE DANIŞMADI</strong></h3>
<p></strong></p>
<h3>HAMAS&#8217;ı ateşkese Türkiye&#8217;nin razı ettiğini söyleyen Davutoğlu, İran&#8217;ın nükleer çalışmaları nedeniyle Batılı ülkelerin BM&#8217;de aldığı yaptırım kararına Türkiye&#8217;nin red oyu vermesiyle diyalog yollarının açık tutulduğunu belirtti. Davutoğlu, Türkiye&#8217;nin neden red oyu verdiğine dair yapılan eleştiriler için de, “ABD, Fransa ve Britanya ve Türkiye BM Güvenlik Konseyi&#8217;nde dört NATO ülkesi olarak bulunuyor. Ancak ABD, Fransa ve Britanya İran&#8217;a karşı yaptırım kararı alırken bize hiç sormadılar. Oysa biz Brezilya ile birlikte İran&#8217;ı ikna ettik. Kimse bizim İran&#8217;ı ikna edeceğimizi düşünmüyordu. Bizler bölgemizde yaptırımlar istemiyoruz” ifadelerini kullandı.</h3>
<h3></h3>
<p><strong></p>
<h3><strong>İSRAİL, HUKUKUN ÜSTÜNDE OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR</strong></h3>
<p></strong></p>
<h3>Türkiye&#8217;nin Filistin-İsrail sorunu konusunda Filistin tarafını tuttuğuna dair bir soruya da Davutoğlu, Türkiye&#8217;nin barış ve adaletin tarafını tuttuğunu kaydederek, “Biz İsrail-Suriye arasında arabuluculuk yaparken, İsrail Gazze&#8217;de sivilleri öldürdü. Uluslar arası sularda Gazze&#8217;ye yardım götüren insanları öldürdü. Biz bunun için elbette adaleti savunacağız. İsrail, nasıl ki HAMAS&#8217;ın elindeki askeri Gilad Şalit&#8217;in hakkını arıyorsa, bizler de öldürülen 9 vatandaşımızın hakkını arayacağız. İsrail, hukukun üstünde olduğunu düşünüyorsa, o zaman biz karşısında olacağız. Ama uluslararası hukuka uymaya söz verirse, biz işbirliği yapmaya hazırız” dedi.</h3>
<h3></h3>
<p><strong></p>
<h3><strong>YAHUDİ VATANDAŞIMIZ İLE MÜSLÜMAN VATANDAŞIMIZ EŞİTTİR</strong></h3>
<p></strong></p>
<h3>Davutoğlu, Türkiye&#8217;de Yahudi karşıtlığının arttığına dair konferans salonundan yapılan bir yorum için de, “Türkiye&#8217;de Yahudi karşıtlığı yoktur. Buna en başta biz karşı çıkarız. Bizim Yahudi vatandaşlarımız, Müslüman vatandaşlarımızla eşittir. İsrail, uluslararası sularda 9 Türk vatandaşını öldürdüğünde bile, kimse ne bir Yahudi vatandaşımıza dokundu ne de sinagog yaktı. Bizim kültürümüzde böyle birşey yoktur. Aynı şekilde İsrailli turistler de bizlerin misafiridir. Türkiye için bir Müslüman vatandaşı ne ise, aynı şekilde bir Yahudi ve Hıristiyan vatandaşı da aynıdır” dedi.</h3>
<h3></h3>
<p><strong></p>
<h3><strong>CNN TÜRK&#8217;ÜN &#8216;FANTEZİSİ&#8217;</strong></h3>
<p></strong></p>
<h3>Öte yandan Chatham House&#8217;da Davutoğlu&#8217;na ilginç bir soru da Aydın Doğan&#8217;ın sahip olduğu CNN Türk televizyonundan geldi. İsrail lobisinin üyelerinin de bulunduğu konferans salonunda CNN Türk Televizyonu muhabiri Davutoğlu&#8217;na, “Siz, Kudüs&#8217;te namaz kılacağız gibi bir fanteziyle Türkiye&#8217;yi uluslararası arenada zor durumda bırakmıyor musunuz?” şeklinde bir soru sordu. Davutoğlu ise, bunun bir fantezi olmadığını bir vizyon olduğunu iki kez tekrarlayarak şu cevabı verdi: “Ben bu sözü 22 bakanın katıldığı basına kapalı bir toplantıda sarfettim ve diplomasi kuralları gereği de şimdiye dek bu konuda bir şey söylemedim. Bunu ne doğruluyorum ne de reddediyorum. Çünkü öyle yaparsam toplantının gizliliği ortadan kalkmış olur. Ama şunu söylemek istiyorum. Bu bir fantezi değil bir vizyondur. Doğu Kudüs Filistin&#8217;e aittir. Birleşmiş Milletler hukukuna göre orası Filistin toprağıdır ve barış süreci çerçevesinde yapılan görüşmelerde de burasının Filistin&#8217;e teslim edilmesi şartı vardır. Doğu Kudüs Filistin&#8217;e verilecektir ve biz de hep beraber burada namaz kılacağız. Aynı şekilde Hıristiyanlar da, Yahudiler de ibadet edeceklerdir. Bu bir fantezi değil vizyondur.”</h3>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://fikiralemi.com/2010/07/09/davutoglu-cnn-turk-muhabirini-susturdu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
