This post is password protected. To view it please enter your password below:

Üç ayların fazileti,Üç aylarda yapılacak ibadetler,üç ayların önemi

SOHBETİ İZLEMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ YAZIYA TIKLAYINIZ

ÜÇ ayların önemi, üç ayların fazileti,timurtaş hoca üç aylar

Evliliğin Düşmanları

Geçtiğimiz hafta Bursalı Anneler mailime yazıp, eşiyle yaşadığı sorunları benimle paylaşan, fikir alışverişinde bulunmak isteyen arkadaşıma cevap olarak ne yazsam diye düşünürken bugün benzer sorunlardan muzdarip başka biriyle karşılaştım. Ve bunun da üzerine akşam bilgisayarımı karıştırırken uzun zamandır bilgisayarımda sakladığım “Evliliğin Düşmanları” dosyası çıkınca karşıma, “bu bir işaret olmalı!” deyip aktardım köşeme :)

İşte aslında hepimizin çok iyi bildiği fakat zaman zaman birileri tarafından hatırlatılmasında fayda olan uyarılar…

Evliliğin Düşmanları:

Tenkit

“Sen hep böylesin… Zaten bir gün olsun beni dinlemedin… Hep bağırıyorsun… Beceriksizsin… Filanın eşinden ibret al… Beni üzmekten zevk alıyorsun…” şeklindeki ifadeler, eşi suçlayıcı, yargılayıcı ve kırıcı eleştirilerdir. Oysa iletişimde “ben” dilini kullanmak, yani “Ben bu sözünden veya davranışından dolayı çok üzüldüm, hayal kırıklığı yaşadım” ifadesi hem yumuşak olduğundan, hem de kişide oluşturduğu duyguyu olaya yansıttığından eşi olumlu yönde etkileyebilir.

Genelleme

“Hep böylesin. Böyle yaparsın. Zaten senden başkası da beklenmez. Bencilsin. Hiç değişmiyorsun. Bu huyunu annenden, babandan kapmışsın. Bir gün de iyi yanını göremeyecek miyim?” tarzındaki ifadeler, eşi bir kalıba sokan ve etiketleyen ifadelerdir. Mantıksal olarak düşündüğümüzde, madem ki eşiniz söylediğiniz gibi “hep öyle”, yıllardır değişmiyor; peki siz ne oranda değiştiniz? İşe kendinizi değiştirmekle başlayın.

Aklını okumak

Evlilikte ilişki bozulmaya ve mutsuzluk ortaya çıkmaya başlayınca araya mesafeler girer. Sürekli kavga, üzüntü, bir noktada çiftleri sessizliğe ve kendi dünyalarına iter. Fakat burada sözlü iletişim yerine sözsüz iletişim, yani davranışlardan anlamlar çıkarıp, eşi yargılama süreci başlar. “Hah yine kızdın. Bakışlarından anladım. Sen öyle demek istemedin. Senin kafanın içinde neler var, çok iyi biliyorum.” Tarzındaki yaklaşımlar, eşin jest ve mimiklerinden, hal ve hareketlerinden anlamlar çıkarmaya yöneliktir.

İşi yokuşa sürmek

Zamanla eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir; diğer eşin: “10 yıldır sana söyledim, ama beni dinlemezsin; sonunda dediğime geldin. Başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?” biçimindeki konuşmaları, eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır. Oysa; “Bu değişiklikten dolayı çok mutluyum, sevinçliyim. Gel beraber plan yapalım; başka nelerimizi değiştirebiliriz, onları konuşalım” tarzında bir diyalog kurulursa olumlu değişiklik pekişir ve devamı için de teşvik edilmiş olunur.

Geçmişi hatırla(t)mak

Herkesin evliliğinde, geçmişte yaşadığı olumsuz anıları vardır. Aile kavgaları, kırgınlıklar, ihanetler, küçük düşürmeler ve hayal kırıklıkları… Geçmişte yaşanan kötü anıyı sürekli gündeme getirmek sıkıntı doğurur ve sorunları pekiştirir.

Hep haklı olmak

Hatalar iki taraftan da kaynaklandığı halde “Kim daha haklı?” diye adeta “mahkeme” kurulur. “Evliliğimiz boyunca kavgaları hiç ben başlatmadım… Sen hep bana kötü davrandın, beni aşağıladın… Bütün sorunlar senden kaynaklanıyor…” tarzı kalıp sözler, tıkanan evliliklerin klasik sözleridir. Oysa önce kendimize bakmamız ve “Ben nerede hata yapıyorum, yanlışım ne olabilir?” diye düşünmek gerekir. Sürekli karşı tarafı haksız görmek işin kolaycı yönüdür.

Sorumluğu paylaşmamak

Aile yükünün tek tarafa yüklenmesi kişiyi aşırı strese sokup gergin ve öfkeli yapabilir. Bu yüzden hiçbir cinsiyet ayırımı gözetmeksizin yapılacak işleri ortaklaşa yapmaya gayret etmek gerekir. Diğer yandan, ilişkideki bozulmadan dolayı “Sen beni zorluyorsun, çıldırtıyorsun; bu yüzden öfkeleniyorum” yerine, “Seninle ilişkimde zorlanıyor ve bazen öfkemi kontrol edemiyorum” tarzında konuşulsa, kişi kendisini de ortaya koyuyor ve sorumluluğu paylaşmış oluyor; böylece eşi suçlamıyor, soruna dikkat çekip, üzerinde düşünülmesi gerektiği mesajını veriyor.

Mantıksal(!) yaklaşım

“Ya bana iyi bir neden göster, söylediklerimi çürüt, ya da beni kabul et.” Yaklaşımı evlilikle iş ilişkisini karıştırma yaklaşımıdır. Kendimizi “temize çıkarma”da sözde mantık olayını ileri sürmek kendi kendimizi aldatmaktan ibarettir.

Sözünü kesmek

İletişimde en önemli husus, konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralarda girmektir. Dinlememiz, anlamamız ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek ve ses tonunu yükseltmemektir. Dinlerken az sonra söyleyeceklerine zihinden hazırlık yapmak yerine konuşmakta olan eşin duygularını anlamaya çalışmak gerekir.

Terapist yaklaşımı

Eş, ne kadar ilgili ve tecrübeli olursa olsun, kendisini doktor yerine koymamalı; çünkü bir şey değişmez, eşi kendisini dinlemez ve dirençle karşılaşır. Bu yüzden “iyi bir eş, arkadaş, sevgili” nasıl olursa, ona öyle davranmalıdır.

Son olarak derim ki;

Sevelim sevilelim… Sevelim ki sevilelim… Sevmek için sevilmeyi, vermek için almayı beklemeyelim arkadaşlar :)

Huzurlu yuvalarımız olsun :)

Sevgiler…

Betül Yılmaz Eminsoy

23.05.2009


Sövket Elekberova – Fizuli Kantatası

Evlerinin Önü Yonca